Gazel 250 - روی بنمای و وجود خودم از ياد ببر

 G.250/1  روی بنمای و وجود خودم از یاد ببر / خرمن سوختگان را همه گو باد ببر

G.250/2  ما چو دادیم دل و دیده به طوفان بلا / گو بیا سیل غم و خانه ز بنیاد ببر

G.250/3  زلف چون عنبر خامش كه ببوید هیهات / ای دل خام طمع این سخن از یاد ببر

G.250/4  سینه گو شعله آتشكده فارس بكش / دیده گو آب رخ دجله بغداد ببر

G.250/5  دولت پیر مغان باد كه باقی سهل است / دیگری گو برو و نام من از یاد ببر

G.250/6  سعی نابرده در این راه به جایی نرسی / مزد اگر می‌طلبی طاعت استاد ببر

G.250/7  روز مرگم نفسی وعده دیدار بده / وان گهم تا به لحد فارغ و آزاد ببر

G.250/8  دوش می‌گفت به مژگان درازت بكشم / یا رب از خاطرش اندیشه بیداد ببر

G.250/9  حافظ اندیشه كن از نازكی خاطر یار / برو از درگهش این ناله و فریاد ببر


CCLIV

Yüzünü göster de varlığımı hatırından çıkar, beni benden al... yel, yanmış âşıkların varlık harmanını savurup götürsün!

* Gönlümüzü bela tufanına kaptırdık, gözümüzü de. Gam seline söyle, evi temelinden silip süpürsün!

Ham ambere benzeyen zülfünü kim okşayabilir? Heyhat! Ey ham gönül, bu tamahı hatırından çıkar!

Göğse söyle, Fars ateşkedesini söndürsün! Göze buyur, Bağdat'taki Dicle'nin şöhretini, şerefini gidersin!

* Pir-i muganın devleti baki olsun, yoksa ondan ötesi kolay. Ondan başka âlemde ne varsa, hepsine birden de ki: Varın, gidin... benim adımı hatırınızdan çıkarın!

Çalışmazsan bu yolda hiçbir durağa erişemezsin. Bir şey elde etmek istiyorsan üstada itaat et!

Dün gece, uzun kirpiklerimle seni öldüreceğim, demişti. Aman, bu niyetten caymasın... Yarabbi, hatırında böyle bir cayma niyeti, böyle bir zulüm düşüncesi varsa, sen defet!

Ölüm günümde bir an görüneceğini vaat et, sonra beni hiçbir şeye aldırmaz, hiçbir şeyi kayırmaz bir halde mezarıma kadar götür!

Hafız, sevgilinin hatırı pek naziktir, sakın... hem de kapısından git, bu feryat ve figanı terk et!


Ruy binmay u vucud-ı hodem ez yad biber 

Hırmen-i suhteganra heme gu bad biber

Gazel 249 - ای صبا نکهتی از خاک ره يار بيار

 G.249/1  ای صبا نكهتی از خاك ره یار بیار / ببر اندوه دل و مژده دلدار بیار

G.249/2  نكته‌ای روح فزا از دهن دوست بگو / نامه‌ای خوش خبر از عالم اسرار بیار

G.249/3  تا معطر كنم از لطف نسیم تو مشام / شمه‌ای از نفحات نفس یار بیار

G.249/4  به وفای تو كه خاك ره آن یار عزیز / بی غباری كه پدید آید از اغیار بیار

G.249/5  گردی از رهگذر دوست به كوری رقیب / بهر آسایش این دیده خونبار بیار

G.249/6  خامی و ساده دلی شیوه جانبازان نیست / خبری از بر آن دلبر عیار بیار

G.249/7  شكر آن را كه تو در عشرتی ای مرغ چمن / به اسیران قفس مژده گلزار بیار

G.249/8  كام جان تلخ شد از صبر كه كردم بی دوست / عشوه‌ای زان لب شیرین شكربار بیار

G.249/9  روزگاریست كه دل چهره مقصود ندید / ساقیا آن قدح آینه كردار بیار

G.249/10  دلق حافظ به چه ارزد به می‌اش رنگین كن / وان گهش مست و خراب از سر بازار بیار


CCXLIX

Ey sabah yeli, sevgilinin yolundaki topraktan bana bir koku getir... gönlümün derdini al git. Sevgiliden müjde ver!

Sevgilinin ağzından, cana can katan bir nükte söyle... esrar âleminden, içinde hoş haberler bulunan bir koku getir! 

Sevgilinin nefesleri nefhalarından bir şemmecik getir de dimağımı lütfunla güzel kokularla kokulu bir hale getireyim.

Ey rüzgâr, vefakârlığın için olsun, o aziz sevgilinin yolundan, ağyardan tozmayan bir toprak getir.

* Hamlık, bönlük, canlarıyla oynayanların âdeti değildir. Bizim onlarla işimiz yok, sen bize o ayyar sevgiliden bir haber ver!

* Bülbül, sen zevk ve sefa içindesin. Buna şükrane olarak kafeste mahpus bulunan kuşlara gül bahçesinden haber getir!

Nice demir gönül, maksat yüzünü görmedi. Saki, o aynaya benzer kadehi sun! 

Sevgiliden ayrı geçirdiğim demlerdeki sabrım, gönlümün damağını acıttı. O şekerler yağdıran tatlı dudaktan bir işve getir!

Hafız'ın hırkası neye yarar ki? Şarapla boya da sonra Hafız'ı çarşının başından sarhoş ve harap bir halde sürükle, getir!


Ey saba nukheti ez hak-i reh-i yar biyar 

Biber enduh-ı dil u mujde-i dildar biyar

Gazel 248 - ای صبا نکهتی از کوی فلانی به من آر

 G.248/1  ای صبا نكهتی از كوی فلانی به من آر / زار و بیمار غمم راحت جانی به من آر

G.248/2  قلب بی‌حاصل ما را بزن اكسیر مراد / یعنی از خاك در دوست نشانی به من آر

G.248/3  در كمینگاه نظر با دل خویشم جنگ است / ز ابرو و غمزه او تیر و كمانی به من آر

G.248/4  در غریبی و فراق و غم دل پیر شدم / ساغر می ز كف تازه جوانی به من آر

G.248/5  منكران را هم از این می دو سه ساغر بچشان / وگر ایشان نستانند روانی به من آر

G.248/6  ساقیا عشرت امروز به فردا مفكن / یا ز دیوان قضا خط امانی به من آر

G.248/7  دلم از دست بشد دوش چو حافظ می‌گفت / كای صبا نكهتی از كوی فلانی به من آر


CCL

Ey seher yeli, bana sevgilinin civarından bir koku getir. Gam hastasıyım, canıma bir huzur, bir istirahat ver!

Geçmez, hiçbir ise yaramaz akçemize murat iksirini kat; yani sevgilinin kapısındaki topraktan bana bir nişane ver!

Nazar pususunda gönlümle savaşım var. Sevgilinin kaşıyla başından bir yay, bir ok ver bana!

Gurbetle, ayrılıkla, günün derdiyle yaşlandım artık... taze bir civanın eliyle bana şarap sun!

Bu şaraptan aşkı inkâr edenlere de iki üç kadeh tattır... fakat almadılar mı, durma, hemen bana ver!

Saki, ya bu günün işretini yarına bırakma, yahut kaza ve kader dîvânından bana bir aman fermanı göster!

Hafız dün gece, ey seher yeli, bana sevgilinin civarından bir koku getir deyince, gönlüm elden gitti, kendimden geçiverdim!


Ey saba nukheti ez kuy-ı fulani be-men ar 

Zar-u bimar-ı gamem rahat-ı cani be-men ar

Gazel 247 - صبا ز منزل جانان گذر دريغ مدار

 G.247/1  صبا ز منزل جانان گذر دریغ مدار / وز او به عاشق بی‌دل خبر دریغ مدار

G.247/2  به شكر آن كه شكفتی به كام بخت ای گل / نسیم وصل ز مرغ سحر دریغ مدار

G.247/3  حریف عشق تو بودم چو ماه نو بودی / كنون كه ماه تمامی نظر دریغ مدار

G.247/4  جهان و هر چه در او هست سهل و مختصر است / ز اهل معرفت این مختصر دریغ مدار

G.247/5  كنون كه چشمه قند است لعل نوشینت / سخن بگوی و ز طوطی شكر دریغ مدار

G.247/6  مكارم تو به آفاق می‌برد شاعر / از او وظیفه و زاد سفر دریغ مدار

G.247/7  چو ذكر خیر طلب می‌كنی سخن این است / كه در بهای سخن سیم و زر دریغ مدار

G.247/8  غبار غم برود حال خوش شود حافظ / تو آب دیده از این رهگذر دریغ مدار


CCLVII

Seher yeli, ne olur... Sevgilinin durağına uğramaktan çekinme, bir uğra da âşıka oradan bir habercik ver, bu lütfu esirgeme!

Ey gül, bahtınca açıldın; şükrane olarak vuslat yelini bülbülden esirgeme bari!

* Sen daha yeniayken ben sana âşıktım, şimdi dolunay oldun, bana görünmeden çekinme!

Cihan da ehemmiyetsiz bir şey, cihandakiler de... artık sen de marifet ehlinden bu ehemmiyetsiz şeyi kıskanma!

Tatlı dudağın şeker kaynağıyken söz söyle, dududan şekeri diriğ etme!

* Güzel huylarını dünyaya yayan, ancak şairdir. Şairden caizeyi, azığı esirgeme!

Adının iyilikle anılmasını istiyorsan, söz budur. Söze karşılık gümüşü, altını kıskanma! 

Gam tozu yatışır, hal düzelir Hafız... yalnız sen, bu yoldan gözyaşını eksik etmeye gör!

 

Saba zi menzil-i canan guzer dirig medar 

Vezo be 'aşık-ı bidil haber dirig medar

Gazel 246 - عيد است و آخر گل و ياران در انتظار

 G.246/1  عید است و آخر گل و یاران در انتظار / ساقی به روی شاه ببین ماه و می بیار

G.246/2  دل برگرفته بودم از ایام گل ولی / كاری بكرد همت پاكان روزه دار

G.246/3  دل در جهان مبند و به مستی سؤال كن / از فیض جام و قصه جمشید كامگار

G.246/4  جز نقد جان به دست ندارم شراب كو / كان نیز بر كرشمه ساقی كنم نثار

G.246/5  خوش دولتیست خرم و خوش خسروی كریم / یا رب ز چشم زخم زمانش نگاه دار

G.246/6  می خور به شعر بنده كه زیبی دگر دهد / جام مرصع تو بدین در شاهوار

G.246/7  گر فوت شد سحور چه نقصان صبوح هست / از می كنند روزه گشا طالبان یار

G.246/8  زانجا كه پرده پوشی عفو كریم توست / بر قلب ما ببخش كه نقدیست كم عیار

G.246/9  ترسم كه روز حشر عنان بر عنان رود / تسبیح شیخ و خرقه رند شرابخوار

G.246/10  حافظ چو رفت روزه و گل نیز می‌رود / ناچار باده نوش كه از دست رفت كار


CCXLVIII

Bayram, gül mevsiminin sonu... dostlar bekliyorlar; saki, yeni ay görünce padişahın yüzüne bak da bana şarap sun!

Ramazan geldi, gül mevsimindeki işretten ümidimi kesmiştim... Fakat oruç tutan temiz erlerin himmeti yardım etti de gül ramazandan sonra da bir müddetçik kaldı! 

Cihana gönül verme; bir sarhoşa kadehin feyzini ve muradına erişmiş Cemşid'in hikâyesini sor!

Elimde can nakdinden başka bir şeyim yok, şarap nerde? Getir de onu da sakinin bir göz, kaş işaretine vereyim.

Kutlu bir devlet, kerem sahibi bir padişah... Yarabbi, zamanın kem gözünden sen koru!

Bu kulun şiirleriyle şarap iç. Senin murassa kadehin bu padişahlara layık iri inciyle bir başka türlü bezenir.

* Sahur zamanı geçtiyse ne çıkar? Sabah şarabı var ya. Sevgilinin âşıkları şarapla iftar etsinler artık!

Sen kerem sahibisin, affın ayıpları örter... bizim kalp akçemize de acı, ayarı düşük bir akçe zaten!

Korkarım ki mahşer günü, şeyhin tespihiyle şarap içen rindin hırkası at başı beraber gider, ikisinin de bir değeri olmaz.

Hafız, oruç zamanı geçti, gül mevsimi de geçiyor. Çare yok, hemen şarap içmeye koyul, iş işten geçti gayrı!


'İydest u ahır-ı gul u yaran der-intizar 

Saki be-ruy-ı şah bibin mah u mey biyar

Gazel 245 - الا ای طوطی گويای اسرار

 G.245/1  الا ای طوطی گویای اسرار / مبادا خالیت شكر ز منقار

G.245/2  سرت سبز و دلت خوش باد جاوید / كه خوش نقشی نمودی از خط یار

G.245/3  سخن سربسته گفتی با حریفان / خدا را زین معما پرده بردار

G.245/4  به روی ما زن از ساغر گلابی / كه خواب آلوده‌ایم ای بخت بیدار

G.245/5  چه ره بود این كه زد در پرده مطرب / كه می‌رقصند با هم مست و هشیار

G.245/6  از آن افیون كه ساقی در می افكند / حریفان را نه سر ماند نه دستار

G.245/7  سكندر را نمی‌بخشند آبی / به زور و زر میسر نیست این كار

G.245/8  بیا و حال اهل درد بشنو / به لفظ اندك و معنی بسیار

G.245/9  بت چینی عدوی دین و دل‌هاست / خداوندا دل و دینم نگه دار

G.245/10  به مستوران مگو اسرار مستی / حدیث جان مگو با نقش دیوار

G.245/11  به یمن دولت منصور شاهی / علم شد حافظ اندر نظم اشعار

G.245/12  خداوندی به جای بندگان كرد / خداوندا ز آفاتش نگه دار


CCLI

Ey sırlar söyleyen dudu, dilerim gagandan şeker eksik olmasın.

Başın daima yeşil, gönlün ebediyen hoş olsun. Sevgilinin yüzündeki tüylerden ne güzel bir numune gösterdin bana!

Aşk erlerine anlaşılmaz sözler söyledin. Yarabbi, sen bu muammayı hallet.

Uyanık baht, bir uykuya dalmışız, yüzümüze kadehten gül suyu serp de uyanalım.

Çalgıcının çaldığı bu makam, ne makamdı ki; sarhoşla ayık beraber oynamada!

Sakinin şaraba kattığı bu afyondan içenlerde ne baş kaldı, ne sarık! 

Abıhayatı İskender'e vermezler... bu, zorla, parayla olacak iş değil ki!

Gel de mânası çok olan bu kısa sözden gönül ehlinin ahvalini duy, anla!

Çin güzeli düşman, şeyhimiz sarhoş; gönül tuzağa tutulmuş, avcı da gaddar mı gaddar!

Ayıklara sarhoşluk sırlarından bahsetme... can sözünü duvardaki resme söyleme!

Hafız, Şah Mansur'un devleti sayesinde şiir söylemede şöhret buldu. 

O padişah kullarına efendilik etti. Yarabbi, sen de onu afetlerden koru!


Ela ey tuti-i guya-yı esrar 

Mebada haliyet şekker zi-minkâr

Gazel 244 - معاشران گره از زلف يار باز کنيد

 G.244/1  معاشران گره از زلف یار باز كنید / شبی خوش است بدین قصه‌اش دراز كنید

G.244/2  حضور خلوت انس است و دوستان جمعند / و ان یكاد بخوانید و در فراز كنید

G.244/3  رباب و چنگ به بانگ بلند می‌گویند / كه گوش هوش به پیغام اهل راز كنید

G.244/4  به جان دوست كه غم پرده بر شما ندرد / گر اعتماد بر الطاف كارساز كنید

G.244/5  میان عاشق و معشوق فرق بسیار است / چو یار ناز نماید شما نیاز كنید

G.244/6  نخست موعظه پیر صحبت این حرف است / كه از مصاحب ناجنس احتراز كنید

G.244/7  هر آن كسی كه در این حلقه نیست زنده به عشق / بر او نمرده به فتوای من نماز كنید

G.244/8  وگر طلب كند انعامی از شما حافظ / حوالتش به لب یار دلنواز كنید


CL

Dostlar, sevgilinin zülfünü çözün. Bu gece, ne hoş bir gece. Bu hikâyeyle uzatın bu geceyi.

Meclis halvet, dostlar bir arada. Göz değmesin, “Ve in yekâdü”yü okuyun, kapıyı kapatın.

Rebapla çeng, yüce sesle diyorlar ki: Sır ehlinin sözlerine can kulağınızı verin.

Eğer Tanrı'nın lütuflarına dayanırsanız; sevgilinin canına ant olsun, gam, perdelerinizi yırtmaz, sizi rüsva edemez.

Âşıkla maşuk arasında hayli fark var. Sevgili nazlanırsa, siz niyaz edin.

Sohbet pirinin ilk öğüdü şu: Sizinle cins olmayanla sohbetten çekinin.

Bu halkada aşkla diri olmayanın, ölmeden cenaze namazını kılıverin, ben veriyorum fetvayı.

Hafız sizden bir nimet isterse, onu gönüller alan sevgilinin dudaklarına havale edin.


Mu'aşiran girih ez zulf-i yar baz kunid 

Şebi hoşest bedin kıssaeş dıraz kunid

Gazel 243 - بوی خوش تو هر که ز باد صبا شنيد

 G.243/1  بوی خوش تو هر كه ز باد صبا شنید / از یار آشنا سخن آشنا شنید

G.243/2  ای شاه حسن چشم به حال گدا فكن / كاین گوش بس حكایت شاه و گدا شنید

G.243/3  خوش می‌كنم به باده مشكین مشام جان / كز دلق پوش صومعه بوی ریا شنید

G.243/4  سر خدا كه عارف سالك به كس نگفت / در حیرتم كه باده فروش از كجا شنید

G.243/5  یا رب كجاست محرم رازی كه یك زمان / دل شرح آن دهد كه چه گفت و چه‌ها شنید

G.243/6  اینش سزا نبود دل حق گزار من / كز غمگسار خود سخن ناسزا شنید

G.243/7  محروم اگر شدم ز سر كوی او چه شد / از گلشن زمانه كه بوی وفا شنید

G.243/8  ساقی بیا كه عشق ندا می‌كند بلند / كان كس كه گفت قصه ما هم ز ما شنید

G.243/9  ما باده زیر خرقه نه امروز می‌خوریم / صد بار پیر میكده این ماجرا شنید

G.243/10  ما می به بانگ چنگ نه امروز می‌كشیم / بس دور شد كه گنبد چرخ این صدا شنید

G.243/11  پند حكیم محض صواب است و عین خیر / فرخنده آن كسی كه به سمع رضا شنید

G.243/12  حافظ وظیفه تو دعا گفتن است و بس / دربند آن مباش كه نشنید یا شنید


CLXXXVI

Kim senin güzel kokunu sabah rüzgârından işittiyse, aşina bir dosttan aşina bir söz işitmiş demektir.

Gönlümün sende hakkı vardı. Cam ortağından hiç de layık olmayan söz duyması yaraşmazdı doğrusu!

Yarabbi, sırra mahrem nerde ki; bir zamancık gönül ne dedi, neler işitti, anlatayım.

Ey güzellik padişahı. Yoksula da bir bak, yoksulu da bir gör ki; bu kulak, nice şah ve yoksul hikâyesi işitmiştir!

Canımı misk kokulu şarapla tedavi ediyor, hoş bir hale getiriyorum. Çünkü ibadet yurdunda hırka giymiş sofiden riya kokusu duymuş, bunalmıştı.

Şarabı hırka altında gizli gizli, sadece bugün içmiyorduk ki. Meyhane piri bu macerayı yüzlerce defa işitti.

Çeng sesiyle şarap içişimiz bugüne mahsus değil. Felek kubbesi bunu duyalı nice zaman oldu.

Arif yolcu Tanrı sırrını kimseciklere söylemedi. Böyle olduğu halde şaşıyorum, şarap satan bunu nerden duydu?

Saki gel... aşk yüksek sesle seslenmekte, hikâyemizi söyleyen de yine o hikâyeyi bizden duymuştur.

Civarından mahrum oldum da ne oldu? Zamane gülşeninden kim vefa kokusu almıştır ki?

Hakîmin nasihati doğrunun, hayrın ta kendisi... onu kabul edene ne mutlu!

Hafız, vazifen ancak dua etmek... duydu mu, duymadı mı diye kayıtlanma!


Buy-ı hoş-i tu her ki zi bad-ı saba şinid 

Ez yar-ı aşina suhan-i aşina şinid

Gazel 242 - بيا که رايت منصور پادشاه رسيد

 G.242/1  بیا كه رایت منصور پادشاه رسید / نوید فتح و بشارت به مهر و ماه رسید

G.242/2  جمال بخت ز روی ظفر نقاب انداخت / كمال عدل به فریاد دادخواه رسید

G.242/3  سپهر دور خوش اكنون كند كه ماه آمد / جهان به كام دل اكنون رسد كه شاه رسید

G.242/4  ز قاطعان طریق این زمان شوند ایمن / قوافل دل و دانش كه مرد راه رسید

G.242/5  عزیز مصر به رغم برادران غیور / ز قعر چاه برآمد به اوج ماه رسید

G.242/6  كجاست صوفی دجال فعل ملحدشكل / بگو بسوز كه مهدی دین پناه رسید

G.242/7  صبا بگو كه چه‌ها بر سرم در این غم عشق / ز آتش دل سوزان و دود آه رسید

G.242/8  ز شوق روی تو شاها بدین اسیر فراق / همان رسید كز آتش به برگ كاه رسید

G.242/9  مرو به خواب كه حافظ به بارگاه قبول / ز ورد نیم شب و درس صبحگاه رسید


CCXXXVII *

Gel, Mansur Padişah'ın sancağı erişti; fetih ve muştuluk haberi güneşle aya kadar vardı.

Baht cemali zafer yüzünden nikabı kaldırdı; adaletin kemali, imdat isteyenin feryadına yetişti.

Felek şimdi güzelce dönecek... ay doğdu. Cihan şimdi gönlün istediği gibi... Padişah geldi.

Gönül ve bilgi kervanları yol kesicilerden artık emin olabilirler, yol eri erişti.

Mısır azizi, kıskanç kardeşlerinin rağmına kuyudan çıktı, yüce aya kadar yüceldi.

Deccal işlerini işleyen mülhit sofi nerede? Söyle ona! Yan yakıl... dine penah olan Mehdi zuhur etti!

Seher yeli, bu aşk gamıyla yanıp yakılan gönül ile ah dumanından başıma neler geldi? Sen söyle!

Padişahım, ateş otlara ne yaparsa, iştiyakın da bana onu yaptı, başıma o geldi!

Hafız, uykuya varma. Tanrı'nın kabul tapısına erişenler, gece yarısındaki virdle, sabah çağındaki evradla eriştiler.


Biya ki rayet-i Mansur-ı Padşah resid 

Nuvid-i feth u beşaret be-mihr u mah resid

Gazel 241 - معاشران ز حريف شبانه ياد آريد

 G.241/1  معاشران ز حریف شبانه یاد آرید / حقوق بندگی مخلصانه یاد آرید

G.241/2  به وقت سرخوشی از آه و ناله عشاق / به صوت و نغمه چنگ و چغانه یاد آرید

G.241/3  چو لطف باده كند جلوه در رخ ساقی / ز عاشقان به سرود و ترانه یاد آرید

G.241/4  چو در میان مراد آورید دست امید / ز عهد صحبت ما در میانه یاد آرید

G.241/5  سمند دولت اگر چند سركشیده رود / ز همرهان به سر تازیانه یاد آرید

G.241/6  نمی‌خورید زمانی غم وفاداران / ز بی‌وفایی دور زمانه یاد آرید

G.241/7  به وجه مرحمت ای ساكنان صدر جلال / ز روی حافظ و این آستانه یاد آرید


CLI

Dostlar, geceki sohbeti ve sohbet ettiğimiz sevgiliyi... içten gelen kulluk haklarını anın.

Sarhoş olunca, âşıkların feryadını çeng ve çegane sesleriyle hatırlayın!

Şarabın letafeti sakinin yüzünde cilvelenmeye başlayınca, siz de nağmelere başlayın, âşıkları hatırınıza getirin!

Ümit elini maksat beline dolayınca, bizim sohbetimizi de derhatır edin, bizi de unutmayın!

* Devlet atı serkeşçe gider, ama yoldaştan da anın, onların atlarını da kamçılayın!

Bir zamanlar vefakârların gamına aldırış bile etmezdiniz. Şimdi zamanenin vefasızlığını görün de onları da hatırlayın;

Ey ululuk köşesine kurulanlar, merhamet edin de Hafız'ın yüzünü ve bu eski eşiği anın!


Mu'aşiran zi harif-i şebane yad arid 

Hukuk-ı bendegi-i muhlisane yad arid

Gazel 240 - ابر آذاری برآمد باد نوروزی وزيد

 G.240/1  ابر آذاری برآمد باد نوروزی وزید / وجه می می‌خواهم و مطرب كه می‌گوید رسید

G.240/2  شاهدان در جلوه و من شرمسار كیسه‌ام / بار عشق و مفلسی صعب است می‌باید كشید

G.240/3  قحط جود است آبروی خود نمی‌باید فروخت / باده و گل از بهای خرقه می‌باید خرید

G.240/4  گوییا خواهد گشود از دولتم كاری كه دوش / من همی‌كردم دعا و صبح صادق می‌دمید

G.240/5  با لبی و صد هزاران خنده آمد گل به باغ / از كریمی گوییا در گوشه‌ای بویی شنید

G.240/6  دامنی گر چاك شد در عالم رندی چه باك / جامه‌ای در نیك نامی نیز می‌باید درید

G.240/7  این لطایف كز لب لعل تو من گفتم كه گفت / وین تطاول كز سر زلف تو من دیدم كه دید

G.240/8  عدل سلطان گر نپرسد حال مظلومان عشق / گوشه گیران را ز آسایش طمع باید برید

G.240/9  تیر عاشق كش ندانم بر دل حافظ كه زد / این قدر دانم كه از شعر ترش خون می‌چكید


CLVIII

Mart ayının bulutu göründü, nevruz rüzgârı esti. Şarap ve çalgı parası istiyorum. Kim, “işte buyur” diyecek?

Güzeller cilvelenmekte... bense kesemden utanıyorum. Aşk ve müflislik pek ağır bir yük; fakat çekmek gerek! 

Cömertlik kıtlığı var, yüzsuyunu satmaya değmez. Hırkayı satıp şaraba, güle harcamalı!

Galiba devletim uyanacak... bahtım açılacak; dün gece dua ediyordum, tanyeri ağarmaya başladı.

Gül, bahçeye bir duvakla, fakat yüz binlerce gülüşle geldi... sanki bir bucakta bir kerem sahibinin kokusunu duydu!

Rintlikte eteğim yırtılırsa ne zarar; bir elbiseyi de iyi atliye ile paralarız!

Lal dudaklarına ait bu söylediğim sözleri kim söyledi; zülfünden gördüğüm bu zulmü kim gördü?

Bilmem Hafız'ın gönlüne bu âşık öldüren oku kim attı? Bildiğim şu kadar: Latif şiirinden kan damlamaktaydı!

Padişahın adaleti aşk mazlumlarının halini sormazsa, bucaktakiler gayrı huzur ve istirahattan tamahlarını kessinler!


Ebr-i azari beramed bad-ı nevruzi vezid 

Vech-i mey mihahem u mutrib ki miguyed resid

Gazel 239 - رسيد مژده که آمد بهار و سبزه دميد

 G.239/1  رسید مژده كه آمد بهار و سبزه دمید / وظیفه گر برسد مصرفش گل است و نبید

G.239/2  صفیر مرغ برآمد بط شراب كجاست / فغان فتاد به بلبل نقاب گل كه كشید

G.239/3  ز میوه‌های بهشتی چه ذوق دریابد / هر آن كه سیب زنخدان شاهدی نگزید

G.239/4  مكن ز غصه شكایت كه در طریق طلب / به راحتی نرسید آن كه زحمتی نكشید

G.239/5  ز روی ساقی مه وش گلی بچین امروز / كه گرد عارض بستان خط بنفشه دمید

G.239/6  چنان كرشمه ساقی دلم ز دست ببرد / كه با كسی دگرم نیست برگ گفت و شنید

G.239/7  من این مرقع رنگین چو گل بخواهم سوخت / كه پیر باده فروشش به جرعه‌ای نخرید

G.239/8  بهار می‌گذرد دادگسترا دریاب / كه رفت موسم و حافظ هنوز می نچشید


CLXXXIX

Müjde geldi: Bahar oldu, çimenler bitti. Elimize bir para düşerse; güle, şaraba harcamak gerek.

Kuşlar ötüşmeye başladılar, şarap badyası nerde? Bülbül şakımaya koyuldu, gülün nikabını kim açtı ki?

Sakinin işvesi gönlümü öyle bir alış aldı ki, artık ondan başka hiçbir kimseyle konuşmaya mecalim yok.

Ben bu gül gibi şaraplara bulanmış hırkayı yakacağım artık. Şarap satan yaşlı adam, bir yudumcuk şaraba bile almıyor.

** Yoldaş, aşk yolunun şaşılacak şeyleri çoktur. Bu çöldeki ceylandan erkek aslan bile korkup önüne katılarak kaçmıştır!

** Aşk yurduna varmak için delilsiz adım atma. Bu yolda rehbersiz yürüyen kayboldu gitti.

Dertten şikâyet etme... edep yolunda zahmet çekmeyen rahata kavuşmaz.

Güzellerin elmaya benzeyen yanaklarını ısırmayan kişi cennet meyvelerinden ne zevk alır ki?

Ey harem yolunun delili, Allah hakkı için bir medet. Aşk çölünün ne ucu var, ne bucağı! 

Hafız, dilek bağından bir gül bile deremedi. Yoksa buralara mürüvvet rüzgârı esmedi mi ki?


Resid mujde ki amed behar u sebze demid 

Vazife ger biresed masrifeş gulest u nebid

Gazel 238 - جهان بر ابروی عيد از هلال وسمه کشيد

 G.238/1  جهان بر ابروی عید از هلال وسمه كشید / هلال عید در ابروی یار باید دید

G.238/2  شكسته گشت چو پشت هلال قامت من / كمان ابروی یارم چو وسمه بازكشید

G.238/3  مگر نسیم خطت صبح در چمن بگذشت / كه گل به بوی تو بر تن چو صبح جامه درید

G.238/4  نبود چنگ و رباب و نبید و عود كه بود / گل وجود من آغشته گلاب و نبید

G.238/5  بیا كه با تو بگویم غم ملالت دل / چرا كه بی تو ندارم مجال گفت و شنید

G.238/6  بهای وصل تو گر جان بود خریدارم / كه جنس خوب مبصر به هر چه دید خرید

G.238/7  چو ماه روی تو در شام زلف می‌دیدم / شبم به روی تو روشن چو روز می‌گردید

G.238/8  به لب رسید مرا جان و برنیامد كام / به سر رسید امید و طلب به سر نرسید

G.238/9  ز شوق روی تو حافظ نوشت حرفی چند / بخوان ز نظمش و در گوش كن چو مروارید


CCXXXIX*

Cihan, bayram kaşına hilalden rastık çekti; bayram hilali göründü... sevgilinin kaşlarına bakmak gerek!

Sevgilim yay kaşlarına rastık çekince boyumu hilal gibi büktü.

Sabah çağında yüzünde terleyen bıyık ve sakallarının rüzgârı bahçeden geçmiş olmalı ki, gül kokumu duydu da sabah gibi üstündeki elbiseyi yırttı, açıldı.

Âlemde daha ne çeng vardı, ne rebap. Ne gül vardı, ne şarap! Benim vücudumun balçığıysa gül suyu ile ve şarapla yoğrulmuştu.

Gel de gönül derdini söyleyeyim. Çünkü sensiz ne söylemeye kudretim var, ne dinlemeye!

Vuslatının karşılığı can bile olsa satın almaya razıyım. Gözü açık tacir, ne bulursa alır.

Akşama benzeyen zülfünün çevresinde ay yüzünü görünce gecem aydınlandı, gündüze döndü.

Canım ağzıma geldi de hâlâ muradıma erişemedim. Ümidim bitti de hâlâ istek bitmedi.

Hafız, yüzünün iştiyakıyla birkaç kelimecik yazdı. Şiirini oku da inci gibi kulağına küpe yap!


Cihan ber ebru-yi 'iyd ez hilal vesme keşid 

Hilal-i 'iyd der-ebru-yi yar bayed did

Gazel 237 - نفس برآمد و کام از تو بر نمی‌آيد

Nefes berâmed-u kâr ez tu bernemîyâyed 
Figân ki baht-ı men ez hâb dernemîyâyed

G.237/1  نفس برآمد و كام از تو بر نمی‌آید / فغان كه بخت من از خواب در نمی‌آید
G.237/2  صبا به چشم من انداخت خاكی از كویش / كه آب زندگیم در نظر نمی‌آید
G.237/3  قد بلند تو را تا به بر نمی‌گیرم / درخت كام و مرادم به بر نمی‌آید
G.237/4  مگر به روی دلارای یار ما ور نی / به هیچ وجه دگر كار بر نمی‌آید
G.237/5  مقیم زلف تو شد دل كه خوش سوادی دید / وز آن غریب بلاكش خبر نمی‌آید
G.237/6  ز شست صدق گشادم هزار تیر دعا / ولی چه سود یكی كارگر نمی‌آید
G.237/7  بسم حكایت دل هست با نسیم سحر / ولی به بخت من امشب سحر نمی‌آید
G.237/8  در این خیال به سر شد زمان عمر و هنوز / بلای زلف سیاهت به سر نمی‌آید
G.237/9  ز بس كه شد دل حافظ رمیده از همه كس / كنون ز حلقه زلفت به در نمی‌آید


  1. Nefes tükendi, ömür bitti de senden emelime nail olamadım. Ne yazık, bahtım bir türlü uykudan uyanmıyor.
  2. Sabah rüzgârı gözüme mahallenden öyle bir toprak serpti ki, hayat bile gözüme görünmemekte.
  3. Senin sülün boyunu sarmadıkça dilek ağacım meyve vermeyecek vesselam!
  4. İşimiz ancak sevgilinin gönül alan yüzüyle. Yoksa başka bir veçhile işimiz bitmez.
  5. Gönül zülfünde konak tuttu, orasının hoş ve mamur bir ülke olduğunu gördü de o belalar çeken garipten gayrı bir haber bile gelmiyor.
  6. Doğruluk şestinden binlerce dua oku attım. Ne fayda ki, birisi bile hedefe varmadı.
  7. Seher rüzgârına söylenecek çok hikâyelerim var, ama bahtıma bu gece bir türlü seher de olmuyor.
  8. Bu hayalle ömrümün çağı sona erdi, hâlâ kara zülfünün belası sona ermedi.
  9. Hayli zamandır Hafız'ın gönlü herkesten ürkmüştür. Onun için şimdi sevgilinin zülfündeki halkadan dışarı çıkmamakta.
[CCXLV]

Gazel 236 - اگر آن طاير قدسی ز درم بازآيد

 G.236/1  اگر آن طایر قدسی ز درم بازآید / عمر بگذشته به پیرانه سرم بازآید

G.236/2  دارم امید بر این اشك چو باران كه دگر / برق دولت كه برفت از نظرم بازآید

G.236/3  آن كه تاج سر من خاك كف پایش بود / از خدا می‌طلبم تا به سرم بازآید

G.236/4  خواهم اندر عقبش رفت به یاران عزیز / شخصم ار بازنیاید خبرم بازآید

G.236/5  گر نثار قدم یار گرامی نكنم / گوهر جان به چه كار دگرم بازآید

G.236/6  كوس نودولتی از بام سعادت بزنم / گر ببینم كه مه نوسفرم بازآید

G.236/7  مانعش غلغل چنگ است و شكرخواب صبوح / ور نه گر بشنود آه سحرم بازآید

G.236/8  آرزومند رخ شاه چو ماهم حافظ / همتی تا به سلامت ز درم بازآید


CLXXXVII

O kutsi kuş yine kapımdan girerse, geçmiş ömrüm bu yaşlılıkta bile geri gelir, gençleşirim.

Ümidim var; bu yağmur gibi gözyaşlarım tesir eder de gözümden kaybolan devlet şimşeği tekrar çakar.

O yüce sevgilinin ayaklarına saçmayayım da ne yapayım? Can incisi, bundan başka ne işe yarar ki?

Tanrı'dan dilerim, ayağının bastığı toprak; başımın tacı olan sevgili yine gelse, yine başıma o devlet tacı konar!

Sefere giden yeni ayımı tekrar görürsem, kutluluk damına çıkar da yeni devlete ulaşanların davulunu çalarım!

** Ardından gitmek istiyorum, aziz dostlara bir gün gelip ulaşamazsam bile haberim olsun, gelir ya!

Çeng sesiyle tatlı sabah uykusu mani oluyor herhalde. Yoksa seher çağlarındaki ahımı duysa, elbette gelirdi! 

Ay yüzlü padişahımın cemalini arzuladım... Hafız, bir himmet et, selametle yine kapımdan girsin!


Eger an tair-i kudsi zi derem baz ayed 

'Ömr-i bügzeşte be-pirane serem baz ayed

Gazel 235 - زهی خجسته زمانی که يار بازآيد

 G.235/1  زهی خجسته زمانی كه یار بازآید / به كام غمزدگان غمگسار بازآید

G.235/2  به پیش خیل خیالش كشیدم ابلق چشم / بدان امید كه آن شهسوار بازآید

G.235/3  اگر نه در خم چوگان او رود سر من / ز سر نگویم و سر خود چه كار بازآید

G.235/4  مقیم بر سر راهش نشسته‌ام چون گرد / بدان هوس كه بدین رهگذار بازآید

G.235/5  دلی كه با سر زلفین او قراری داد / گمان مبر كه بدان دل قرار بازآید

G.235/6  چه جورها كه كشیدند بلبلان از دی / به بوی آن كه دگر نوبهار بازآید

G.235/7  ز نقش بند قضا هست امید آن حافظ / كه همچو سرو به دستم نگار بازآید


CCXL *

Sevgilinin seferden geleceği zaman, dertlilerin muradına uyup o dertdaşın geleceği dem, ne mutlu bir zamandır, ne hoş bir demdir!

O tek binici yine gelir diye, hayalinin önüne göz atını çektim.

Onun eğri çevgânına top olmazsa, başıma baş demem. Zaten de başka ne işe yarar bu baş?

Bu tarafa yine gelir hevesiyle toz gibi yolunun üstüne oturup kaldım.

Onun iki zülfüyle bir karara bağlanan, o zülüfle bağdaşan gönül bir daha karar bulmaz, ondan sabır ve karar umma!

Yine ilkbahar gelir ümidiyle bülbüller kıştan ne sitemler çektiler!

Takdir nakkaşından ümidim var Hafız, selvi boylu güzel yine elime girer elbette!


Zihi huceste zemani ki yar baz ayed 

Be kam-ı gamzedegan gam-gusar baz ayed

Gazel 234 - چو آفتاب می از مشرق پياله برآيد

 G.234/1  چو آفتاب می از مشرق پیاله برآید / ز باغ عارض ساقی هزار لاله برآید

G.234/2  نسیم در سر گل بشكند كلاله سنبل / چو از میان چمن بوی آن كلاله برآید

G.234/3  حكایت شب هجران نه آن حكایت حالیست / كه شمه‌ای ز بیانش به صد رساله برآید

G.234/4  ز گرد خوان نگون فلك طمع نتوان داشت / كه بی ملالت صد غصه یك نواله برآید

G.234/5  به سعی خود نتوان برد پی به گوهر مقصود / خیال باشد كاین كار بی حواله برآید

G.234/6  گرت چو نوح نبی صبر هست در غم طوفان / بلا بگردد و كام هزارساله برآید

G.234/7  نسیم زلف تو چون بگذرد به تربت حافظ / ز خاك كالبدش صد هزار لاله برآید


CLX

Şarap güneşi, kadeh doğusundan doğunca sakinin yanağında binlerce lale açar.

Yeşillikten o perçemin kokusu geldi mi, rüzgâr sümbülün kokusunu gülün başına çalar.

Ayrılık gecesinin hikâyesi öyle hemence anlatılıverecek bir hikâye değil... zerresinden yüzlerce risale meydana gelir.

Yüzlerce dert çekilmeden bir nimet elde edilsin... yağma mı var? Bunu baş aşağı dönmüş feleğin sofrasından umma!

Nuh Peygamber gibi tufan derdine sabrın varsa, bela savuşur; bin yıllık murat nihayet elde edilir.

Maksat incisi çalışmakla ele girmez. Takdire havale etmeksizin buna nail olmayı ummak bir hayalden ibarettir.

Zülfünden esip gelen rüzgâr, Hafız'ın mezarına uğrarsa, bedeninin toprağından yüz binlerce feryat yükselir.


Çu aftab-ı mey ez meşrık-ı piyale ber-ayed 

Zi bag-ı 'arız-ı saki hezar lale ber-ayed

Gazel 233 - دست از طلب ندارم تا کام من برآيد

Dest ez taleb nedarem ta kam-ı men berayed
Ya ten resed be canan ya can zi ten berayed

G.233/1  دست از طلب ندارم تا كام من برآید / یا تن رسد به جانان یا جان ز تن برآید

G.233/2  بگشای تربتم را بعد از وفات و بنگر / كز آتش درونم دود از كفن برآید

G.233/3  بنمای رخ كه خلقی واله شوند و حیران / بگشای لب كه فریاد از مرد و زن برآید

G.233/4  جان بر لب است و حسرت در دل كه از لبانش / نگرفته هیچ كامی جان از بدن برآید

G.233/5  از حسرت دهانش آمد به تنگ جانم / خود كام تنگدستان كی زان دهن برآید

G.233/6  گویند ذكر خیرش در خیل عشقبازان / هر جا كه نام حافظ در انجمن برآید


  1. Muradıma erişinceye kadar aramaktan el çekmem... ya ten sevgiliye ulaşır, ya can tenden çıkar!
  2. Ölümümden sonra mezarımı aç da gör; gönlümün ateşinden dumanlar tüter!
  3. Yüzünü göster de halk kendinden geçsin, hayran olup kalsın. Dudağını aç da erkek, kadın... herkes feryada gelsin!
  4. Canım dudağıma geldi de hâlâ gönlüm tahassürlerle dolu. Dudaklarından bir murat almadım. Can bedenden çıkmak üzere!
  5. Ağzının hasretiyle canım daraldı. Esasen o küçücük ağızdan eli dar âşıklar, nerden murat alacaklar?
  6. Hangi mecliste Hafız'ın adı anılırsa, âşıklar “Allah ona hayırlar versin” diye dua ile anıyorlar.

[CCXLI]

Gazel 232 - بر سر آنم که گر ز دست برآيد

 G.232/1  بر سر آنم كه گر ز دست برآید / دست به كاری زنم كه غصه سر آید

G.232/2  خلوت دل نیست جای صحبت اضداد / دیو چو بیرون رود فرشته درآید

G.232/3  صحبت حكام ظلمت شب یلداست / نور ز خورشید جوی بو كه برآید

G.232/4  بر در ارباب بی‌مروت دنیا / چند نشینی كه خواجه كی به درآید

G.232/5  ترك گدایی مكن كه گنج بیابی / از نظر ره روی كه در گذر آید

G.232/6  صالح و طالح متاع خویش نمودند / تا كه قبول افتد و كه در نظر آید

G.232/7  بلبل عاشق تو عمر خواه كه آخر / باغ شود سبز و شاخ گل به بر آید

G.232/8  غفلت حافظ در این سراچه عجب نیست / هر كه به میخانه رفت بی‌خبر آید


CLIX

Şu fikirdeyim: Elimden gelirse bir işe sarılayım ki; gam, gussa sona ersin.

Gönül seyrangâhı zıt şeylerin buluşup görüşeceği yer değil. Bir yerden Şeytan çıkarsa, melek o vakit oraya girer.

Zulmeden hâkimlerle konuşmak, en uzun kış gecelerine benzer. Sen nuru güneşten iste, güneşten... belki zuhur eder.

Ev sahibi, acaba ne vakit dışarıya çıkacak diye dünyadaki mürüvvetsiz kişilerin kapısında ne vakte kadar oturup duracaksın?

Yoksulluğu bırakma, rastladığın yolcudan feyiz dile de hazineye sahip ol.

İyi kişi de metaını gösterdi, kötü kişi de. Acaba hangisi makbule geçecek dersin?

Âşık bülbül, sen hemen yaşamayı iste, sağlık olsun... bağ yine yeşerir, gül yine koncalanır!

Bu küçücük yurtta Hafız'ın gafletine şaşılmaz. Meyhaneye giden, kendisini kaybeder, habersiz bir halde geri gelir.


Ber ser-i anem ki ger zi dest berayed 

Dest be kari zenem ki gussa derayed

Gazel 231 - گفتم غم تو دارم گفتا غمت سر آيد

Guftem gam-ı tu darem gufta gamet serayed
Guftem ki mah-ı men şov gufta eger berayed 

G.231/1  گفتم غم تو دارم گفتا غمت سر آید / گفتم كه ماه من شو گفتا اگر برآید

G.231/2  گفتم ز مهرورزان رسم وفا بیاموز / گفتا ز خوبرویان این كار كمتر آید

G.231/3  گفتم كه بر خیالت راه نظر ببندم / گفتا كه شب رو است او از راه دیگر آید

G.231/4  گفتم كه بوی زلفت گمراه عالمم كرد / گفتا اگر بدانی هم اوت رهبر آید

G.231/5  گفتم خوشا هوایی كز باد صبح خیزد / گفتا خنك نسیمی كز كوی دلبر آید

G.231/6  گفتم كه نوش لعلت ما را به آرزو كشت / گفتا تو بندگی كن كو بنده پرور آید

G.231/7  گفتم دل رحیمت كی عزم صلح دارد / گفتا مگوی با كس تا وقت آن درآید

G.231/8  گفتم زمان عشرت دیدی كه چون سر آمد / گفتا خموش حافظ كاین غصه هم سر آید

Türkçe Tercümesi

  1. Dedim ki: Sevgili, senin derdine düştüm, dertliyim. Dedi ki: Derdin bir gün nihayete erer. Dedim ki: Bana ay ol, beni ışıklandır. Dedi ki: Talihin varsa pekâlâ.
  2. Dedim ki: Merhametlilerden vefa âdetini öğren. Dedi ki: Güzeller pek az vefakâr olurlar.
  3. Dedim ki: Hayaline göz yumacağım, gönlüme hayalini getirmeyeceğim. Dedi ki: Hayalim geceleri yürür, başka yoldan girer.
  4. Dedim ki: Zülfünün kokusu âlem içinde yolumu kaybettirdi. Dedi ki: Bilirsen, sana yol gösteren yine odur.
  5. Dedim ki: Seher yelinden gelen hava ne güzel hava. Dedi ki: Sevgilinin civarından gelen rüzgâr, ne kutlu rüzgâr.
  6. Dedim ki: Lal dudağını öpme arzusu beni öldürdü. Dedi ki: Sen kulluk et, sevgili elbette kulunu görür, gözetir.
  7. Dedim ki: Merhametli gönlün benimle ne vakit uzlaşacak? Dedi ki: Vakti gelinceye kadar bunu kimseye söyleme sakın.
  8. Dedim ki: Gördün ya, işret zamanı sona erdi. Dedi ki: Sus Hafız, bu derdin de sonu gelecek elbet.

[CXCIII]

Gazel 230 - اگر به باده مشکين دلم کشد شايد

 G.230/1  اگر به باده مشكین دلم كشد شاید / كه بوی خیر ز زهد ریا نمی‌آید

G.230/2  جهانیان همه گر منع من كنند از عشق / من آن كنم كه خداوندگار فرماید

G.230/3  طمع ز فیض كرامت مبر كه خلق كریم / گنه ببخشد و بر عاشقان ببخشاید

G.230/4  مقیم حلقه ذكر است دل بدان امید / كه حلقه‌ای ز سر زلف یار بگشاید

G.230/5  تو را كه حسن خداداده هست و حجله بخت / چه حاجت است كه مشاطه‌ات بیاراید

G.230/6  چمن خوش است و هوا دلكش است و می بی‌غش / كنون به جز دل خوش هیچ در نمی‌باید

G.230/7  جمیله‌ایست عروس جهان ولی هش دار / كه این مخدره در عقد كس نمی‌آید

G.230/8  به لابه گفتمش ای ماه رخ چه باشد اگر / به یك شكر ز تو دلخسته‌ای بیاساید

G.230/9  به خنده گفت كه حافظ خدای را مپسند / كه بوسه تو رخ ماه را بیالاید


CLXI

Gönlüm misket üzümünden çekilmiş şarabı çekerse, yeri var. Çünkü zahitlikten de hayır kokusu gelmiyor, riyadan da!

Bütün âlem halkı beni aşktan men etse, faydasız... yine ben, Tanrı'nın emrini, Tanrı'nın takdirini işlerim.

Kerem feyzinden ümit kesme; kerim olan elbette günahları affeder, âşıkları bağışlar! 

Gönül, sevgilinin zülfünden bir örgü çözerim ümidine düştü de bu yüzden zikir halkasına girdi.

Senin güzelliğin Tanrı vergisi, bu güzellikle bahtın gelin odasına oturmuşsun, gelin bezeyenin bezemesine ne ihtiyacın var!

Yeşillik hoş, hava latif, şarap halis... şimdi hoş bir gönülden başka hiçbir şeye lüzum yok!

Cihan gelini güzeldir, ama aklını başına topla... bu açılmadık kız, hiç kimsenin nikâhına girmez.

Sevgiliye latife yollu dedim ki: Ey ay yüzlü, ne olur bir öpücük versen de senin o şeker gibi öpücüğünle gönlü hasta birisi huzura erse...

Güldü de dedi ki: Hafız, Allah için olsun öpüşünle ayın yüzünü bulaştırma, bunu reva görme!


Eger be bade-i muşkin dilem keşed şayed 

Ki buy-ı hayr zi zuhd u riya nemiyayed

Gazel 229 - بخت از دهان دوست نشانم نمی‌دهد

 G.229/1  بخت از دهان دوست نشانم نمی‌دهد / دولت خبر ز راز نهانم نمی‌دهد

G.229/2  از بهر بوسه‌ای ز لبش جان همی‌دهم / اینم همی‌ستاند و آنم نمی‌دهد

G.229/3  مردم در این فراق و در آن پرده راه نیست / یا هست و پرده دار نشانم نمی‌دهد

G.229/4  زلفش كشید باد صبا چرخ سفله بین / كان جا مجال بادوزانم نمی‌دهد

G.229/5  چندان كه بر كنار چو پرگار می‌شدم / دوران چو نقطه ره به میانم نمی‌دهد

G.229/6  شكر به صبر دست دهد عاقبت ولی / بدعهدی زمانه زمانم نمی‌دهد

G.229/7  گفتم روم به خواب و ببینم جمال دوست / حافظ ز آه و ناله امانم نمی‌دهد


CLXIV

Baht sevgilinin ağzından bana bir nişan bile vermemekte... devlet, gizli sırdan bana bir haber bile duyurmamakta.

Bir öpüş için can verip durmaktayım. Fakat ne bunu alıyor, ne onu veriyor. 

Öldüm bu ayrılıktan... bir türlü o perdeye yol bulamıyorum, oraya varmama imkân yok... yahut da imkân var, fakat perdeci yol göstermemekte!

Zülfünü seher yeli çekiyor. Şu aşağılık feleğe bak, orada esen rüzgâr kadar olsun bir değer vermiyor bana.

Pergel gibi etrafında dönüp dolaşıyorum da devran nokta gibi etrafına yol vermemekte, muradıma ulaştırmamakta.

Sabırla şeker elde edilir... edilir ama, zamanenin kötülüğüne bak ki, bana sabredecek kudret bile vermiyor!

Dedim ki, uyuyayım da sevgilinin yüzünü göreyim... fakat ey Hafız, feryat ve figan aman vermiyor, uyuyamıyorum ki!


Baht ez dehan-ı dost nişanem nemidehed 

Devlet haber zi raz-ı nihanem nemidehed

Gazel 228 - گر من از باغ تو يک ميوه بچينم چه شود

 G.228/1  گر من از باغ تو یك میوه بچینم چه شود / پیش پایی به چراغ تو ببینم چه شود

G.228/2  یا رب اندر كنف سایه آن سرو بلند / گر من سوخته یك دم بنشینم چه شود

G.228/3  آخر ای خاتم جمشید همایون آثار / گر فتد عكس تو بر نقش نگینم چه شود

G.228/4  واعظ شهر چو مهر ملك و شحنه گزید / من اگر مهر نگاری بگزینم چه شود

G.228/5  عقلم از خانه به در رفت و گر می این است / دیدم از پیش كه در خانه دینم چه شود

G.228/6  صرف شد عمر گران مایه به معشوقه و می / تا از آنم چه به پیش آید از اینم چه شود

G.228/7  خواجه دانست كه من عاشقم و هیچ نگفت / حافظ ار نیز بداند كه چنینم چه شود


CXCI

Bahçeden bir meyve koparsam... çerağınla ayağımın basacağı yeri görsem ne olur ki?

Yarabbi, o yüce selvinin gölgesinde bu yanık âşık bir an otursa, ne çıkar ki?

Ey eserleri kutlu Süleyman mührü, aksin yüzük kaşıma vursa ne var?

Şehirdeki vaiz, padişahla şahnenin sevgisini ihtiyar etti. Ben de bir güzelin sevgisini seçersem ayıp mı?

Aklım başımdan gitti. Eğer şarap dediğin buysa, ben önceden gördüm. Daha dinin başına da neler gelecek, neler?

Değerli ömrüm sevgiliyle şaraba harcandı gitti. Bakalım... sevgiliden başıma neler gelecek, şarap beni ne hallere sokacak?

Vezir âşıklığımı duydu da hiçbir şey demedi, tınmadı bile. Hafız da ne halde olduğumu bilirse ne çıkar?


Ger men ez bag-ı tu yek meyve biçinem çi şeved 

Piş-i payi be-çerag-ı tu bibinem çi şeved

Gazel 227 - گر چه بر واعظ شهر اين سخن آسان نشود

 G.227/1  گر چه بر واعظ شهر این سخن آسان نشود / تا ریا ورزد و سالوس مسلمان نشود

G.227/2  رندی آموز و كرم كن كه نه چندان هنر است / حیوانی كه ننوشد می و انسان نشود

G.227/3  گوهر پاك بباید كه شود قابل فیض / ور نه هر سنگ و گلی لؤلؤ و مرجان نشود

G.227/4  اسم اعظم بكند كار خود ای دل خوش باش / كه به تلبیس و حیل دیو مسلمان نشود

G.227/5  عشق می‌ورزم و امید كه این فن شریف / چون هنرهای دگر موجب حرمان نشود

G.227/6  دوش می‌گفت كه فردا بدهم كام دلت / سببی ساز خدایا كه پشیمان نشود

G.227/7  حسن خلقی ز خدا می‌طلبم خوی تو را / تا دگر خاطر ما از تو پریشان نشود

G.227/8  ذره را تا نبود همت عالی حافظ / طالب چشمه خورشید درخشان نشود


CXLV

Gerçi bu söz şehir vaizine hoş gelmez, ama doğrusu bu: Riyaya yapışıp mürailik ettikçe Müslüman olmaz vesselam!

Rintlik öğren, kerem sahibi. Şarap içmemek o kadar büyük bir hüner değil... hayvan da içmiyor, ama insan değil ki!

Feyzi kabul etmek için temiz bir yaradılış gerek. Yoksa her taş, her topaç, inci ve mercan olmaz.

Gönül, hoş ol... İsm-i azam işini işler durur. Şeytanlıkla, hileyle cin Müslüman olamaz.

Şimdi gayrı aşka koyuldum. Bu yolda çalışmaktayım. Umuyorum ki bu, yücelen öbür hünerler gibi beni mahrum etmez.

Dün gece, gönlünün muradını yarın vereceğim, demişti. Yarabbi, bir sebep halk et de pişman olmasın!

Tanrı'dan sana güzel huylar vermesini dilerim. Güzel huylar versin de hatırımızı perişan etme artık!

Hafız, zerrede yüce himmet olmadıkça parlak güneş çeşmesini elbette istemez.


Gerçi ber vaiz-i şehr in suhan asan neşeved 

Ta riya verzed u salus muselman neşeved

Gazel 226 - ترسم که اشک در غم ما پرده در شود

 G.226/1  ترسم كه اشك در غم ما پرده‌در شود / وین راز سر به مهر به عالم سمر شود

G.226/2  گویند سنگ لعل شود در مقام صبر / آری شود ولیك به خون جگر شود

G.226/3  خواهم شدن به میكده گریان و دادخواه / كز دست غم خلاص من آن جا مگر شود

G.226/4  از هر كرانه تیر دعا كرده‌ام روان / باشد كز آن میانه یكی كارگر شود

G.226/5  ای جان حدیث ما بر دلدار بازگو / لیكن چنان مگو كه صبا را خبر شود

G.226/6  از كیمیای مهر تو زر گشت روی من / آری به یمن لطف شما خاك زر شود

G.226/7  در تنگنای حیرتم از نخوت رقیب / یا رب مباد آن كه گدا معتبر شود

G.226/8  بس نكته غیر حسن بباید كه تا كسی / مقبول طبع مردم صاحب نظر شود

G.226/9  این سركشی كه كنگره كاخ وصل راست / سرها بر آستانه او خاك در شود

G.226/10  حافظ چو نافه سر زلفش به دست توست / دم دركش ار نه باد صبا را خبر شود


CXC

Korkuyorum, bu gama sabredemeyip ağlıyoruz; gözyaşlarımız perdemizi yırtacak, gizlediğimiz sır âlemlere yayılacak, dillere destan olacak!

Sabırla taş lal olur derler. Doğru, doğru ama, ciğer kanıyla olur!

Her yana dua okları attım... belki bir tanesi olsun hedefe varır!

Meyhaneye ağlayarak, medet isteyerek gideceğim. Belki orada gamdan kurtulurum!

Ey can, halimizi sevgiliye söyle. Ama sabah rüzgârına duyurma, gizli söyle. 

Rakibin gururuna şaşıyorum, hatta canım bile sıkılıyor. Yarabbi, dilenci itibar sahibi olmasın, yüce mesnetlere ulaşmasın!

 De ki: Senin sevginin kimyasıyla toprak, altına döndü. Evet lütfunuzun bereketiyle toprak altın kesilir.

Birisinin nazar sahiplerince makbul olması için, onda güzellikten başka daha çok şeyler bulunması lazım.

Senin yüce selviye benzeyen başında öyle bir serkeşlik var ki... başlar o eşiğin kapısına toprak olsun.

Hafız, sevgilinin misk gibi saçları elindeyken sus... Seher yeli haber alırsa, görürsün.


Tersem ki eşk der gam-ı ma perde derşeved 

Vin raz ser be-mihr be 'alem semer şeved

Gazel 225 - ساقی حديث سرو و گل و لاله می‌رود

 G.225/1  ساقی حدیث سرو و گل و لاله می‌رود / وین بحث با ثلاثه غساله می‌رود

G.225/2  می ده كه نوعروس چمن حد حسن یافت / كار این زمان ز صنعت دلاله می‌رود

G.225/3  شكرشكن شوند همه طوطیان هند / زین قند پارسی كه به بنگاله می‌رود

G.225/4  طی مكان ببین و زمان در سلوك شعر / كاین طفل یك شبه ره یك ساله می‌رود

G.225/5  آن چشم جادوانه عابدفریب بین / كش كاروان سحر ز دنباله می‌رود

G.225/6  از ره مرو به عشوه دنیا كه این عجوز / مكاره می‌نشیند و محتاله می‌رود

G.225/7  باد بهار می‌وزد از گلستان شاه / وز ژاله باده در قدح لاله می‌رود

G.225/8  حافظ ز شوق مجلس سلطان غیاث دین / غافل مشو كه كار تو از ناله می‌رود


CLVII

Saki, selvi, gül ve lale bahsi başladı, bahar geldi. Fakat bu bahis, ancak üç kadeh şarapla yürür

Şarap sun... yeşillik gelini güzelleşti, bezendi. Artık gelin bezeyene hacet yok.

Ta Bengal'e kadar varacak olan bu Fars şekeri, bu Farsça şiir yüzünden bütün Hint duduları, bütün Hintli şairler şekere düşer, bu şiiri okur, beğenirler.

Şiir yolundaki tayy-i mekâna bak, tayy-i zamanı gör. Bu bir gecelik çocuk, bu bir gece içinde meydana gelen şiir, tam yüz yıllık yol alıyor.

Kendisini ibadete vermiş olanları bile aldatan ceylan gözlere bak! Sihir kervanı bile o gözlerin ardından gitmekte.

Dünyanın işvesine kapılıp yoldan çıkma. Bu kocakarı hilelerle oturur, düzenlerle kalkar; işi gücü hileden, düzenden ibarettir.

Padişahın bahçesinden bahar yeli esiyor, lale kadehine çiğ tanelerinden şarap dolmada.

Hafız, Sultan Celaleddin'in (Gıyaseddin)* meclisine olan iştiyaktan vazgeçme; bu tahassürle feryat et... senin işin ancak feryatla yola girer.


Saki hadis-i serv u gul u lale mireved

Vin bahs ba selase-i gessale mireved

Gazel 224 - خوشا دلی که مدام از پی نظر نرود

 G.224/1  خوشا دلی كه مدام از پی نظر نرود / به هر درش كه بخوانند بی‌خبر نرود

G.224/2  طمع در آن لب شیرین نكردنم اولی / ولی چگونه مگس از پی شكر نرود

G.224/3  سواد دیده غمدیده‌ام به اشك مشوی / كه نقش خال توام هرگز از نظر نرود

G.224/4  ز من چو باد صبا بوی خود دریغ مدار / چرا كه بی سر زلف توام به سر نرود

G.224/5  دلا مباش چنین هرزه گرد و هرجایی / كه هیچ كار ز پیشت بدین هنر نرود

G.224/6  مكن به چشم حقارت نگاه در من مست / كه آبروی شریعت بدین قدر نرود

G.224/7  من گدا هوس سروقامتی دارم / كه دست در كمرش جز به سیم و زر نرود

G.224/8  تو كز مكارم اخلاق عالمی دگری / وفای عهد من از خاطرت به در نرود

G.224/9  سیاه نامه‌تر از خود كسی نمی‌بینم / چگونه چون قلمم دود دل به سر نرود

G.224/10  به تاج هدهدم از ره مبر كه باز سفید / چو باشه در پی هر صید مختصر نرود

G.224/11  بیار باده و اول به دست حافظ ده / به شرط آن كه ز مجلس سخن به در نرود


CLXIII

Ne mutlu her gördüğünün ardına düşmeyen, her çağrıldığı kapıya habersizce varmayan gönüle.

O şirin dudağa tamah etmemem daha doğru, ama sinek nasıl olur da şekere gitmez?

* Gamlar görmüş, kederler geçirmiş olan gözümün karasını gözyaşıyla yıkamaya kalkışma. Yüzünün güzelliği, gözümden asla gitmez, buna imkân yok!

Gönül, böylece abes yerlerde dolaşıp durma, hercailik etme. Bu huylarla hiçbir iş göremezsin.

Kendimden daha günahkâr, amel defteri benden daha siyah kimseyi göremiyorum. Bu hal ile nasıl olur da gönlümün dumanı, kalem gibi başımdan tütmez?

Ben sarhoşum; suçumu bağışlama eteğiyle ört. Şeriatın yüzsuyu bu kadarcık bir günahla hemen gidivermez ya!

Yoksulunum, ama kemerine ancak altınla, gümüşle el urulabilecek bir selvi boylunun havasına düştüm!

Sen huylarının güzelliği bakımından başka bir âlemdesin, bana vefa edeceğine dair söz vermiş, ahdetmişsin, onu da unutmazsın, değil mi?

Hüthüt tacıyla beni aldatmaya kalkışma, yoldan çıkarmaya uğraşma. Akdoğan, padişaha benzer, her bayağı avın peşine düşmez.

Şarabı önce Hafız'a sun, fakat bir şartla: Meclisteki söz dışarıya sızmasın!


Hoşa dili ki mudam ez pey-i nazar nereved 

Beher dereş ki bihanend bihaber nereved

Gazel 223 - هرگزم نقش تو از لوح دل و جان نرود

 G.223/1  هرگزم نقش تو از لوح دل و جان نرود / هرگز از یاد من آن سرو خرامان نرود

G.223/2  از دماغ من سرگشته خیال دهنت / به جفای فلك و غصه دوران نرود

G.223/3  در ازل بست دلم با سر زلفت پیوند / تا ابد سر نكشد وز سر پیمان نرود

G.223/4  هر چه جز بار غمت بر دل مسكین من است / برود از دل من وز دل من آن نرود

G.223/5  آن چنان مهر توام در دل و جان جای گرفت / كه اگر سر برود از دل و از جان نرود

G.223/6  گر رود از پی خوبان دل من معذور است / درد دارد چه كند كز پی درمان نرود

G.223/7  هر كه خواهد كه چو حافظ نشود سرگردان / دل به خوبان ندهد وز پی ایشان نرود


CCXXXVI*

Güzelliğinin yadı, gönlümden, canımdan asla çıkmamakta. O salına salına yürüyen selvi boylu katiyen hatırımdan gitmemekte. 

Ağzının hayali, feleğin cefasıyla, zamanın derdiyle bu başı dönen âşıkın aklından gitmiyor ki.

Gönlüm ezelde zülfünle bağdaştı, ebede kadar bu ahitten dönmez.

Senin gam yükünden başka ne varsa, bu yoksul âşıkın gönlünden çıkıyor da o bir türlü çıkmıyor!

Sevgin gönülde, canda öyle bir yer tuttu ki; başım gitse, bu sevgi gitmeyecek.

Gönlüm güzellerin ardından giderse mazurdur. Ne yapsın? Dertli elbette derman ardından koşar.

Hafız gibi serseri olmak istemeyen, güzellere gönül vermesin, onların peşinden koşmasın.


Hergizem nakş-ı tu ez levh-i dil u can nereved 

Hergiz ez-yad-ı men an serv-i hıraman nereved

Gazel 222 - از سر کوی تو هر کو به ملالت برود

 G.222/1  از سر كوی تو هر كو به ملالت برود / نرود كارش و آخر به خجالت برود

G.222/2  كاروانی كه بود بدرقه‌اش حفظ خدا / به تجمل بنشیند به جلالت برود

G.222/3  سالك از نور هدایت ببرد راه به دوست / كه به جایی نرسد گر به ضلالت برود

G.222/4  كام خود آخر عمر از می و معشوق بگیر / حیف اوقات كه یك سر به بطالت برود

G.222/5  ای دلیل دل گمگشته خدا را مددی / كه غریب ار نبرد ره به دلالت برود

G.222/6  حكم مستوری و مستی همه بر خاتمت است / كس ندانست كه آخر به چه حالت برود

G.222/7  حافظ از چشمه حكمت به كف آور جامی / بو كه از لوح دلت نقش جهالت برود


CLXII

Usanıp, seni terk ederek civarından giden kişinin işi ileri gelmez; sonunda utanır, pişman olur.

Yolcu hidayet nuruyla yol alır, sevgiliye varır. Sapıklıkla yola düşerse, hiçbir yere varamaz, 

Ömrünün sonunda olsun şaraptan, sevgiliden faydalan. Baştan başa boş geçen vakte yazık!

Ey yolunu azıtan gönlün delili, Tanrı için olsun bir yardım et. Garip yol alamazsa, delille gider.

Ayıklık, sarhoşluk, hepsi son nefeste belli olur. Kimse öbür dünyaya ne halde gideceğini bilmez.

Kılavuzu Tanrı lütfu olan kervan şevketle konar, azametle göçer!

Hafız, hikmet çeşmesinden bir kadeh elde etmeye bak. Belki bu suretle gönlünden bilgisizlik nakşı arınır.


Ez ser-i kuy-ı tu her ko be melalet bireved 

Nereved kareş u ahır be hacalet bireved

Gazel 221 - چو دست بر سر زلفش زنم به تاب رود

 G.221/1  چو دست بر سر زلفش زنم به تاب رود / ور آشتی طلبم با سر عتاب رود

G.221/2  چو ماه نو ره بیچارگان نظاره / زند به گوشه ابرو و در نقاب رود

G.221/3  شب شراب خرابم كند به بیداری / وگر به روز شكایت كنم به خواب رود

G.221/4  طریق عشق پرآشوب و فتنه است ای دل / بیفتد آن كه در این راه با شتاب رود

G.221/5  گدایی در جانان به سلطنت مفروش / كسی ز سایه این در به آفتاب رود

G.221/6  سواد نامه موی سیاه چون طی شد / بیاض كم نشود گر صد انتخاب رود

G.221/7  حباب را چو فتد باد نخوت اندر سر / كلاه داریش اندر سر شراب رود

G.221/8  حجاب راه تویی حافظ از میان برخیز / خوشا كسی كه در این راه بی‌حجاب رود


CLVI

Zülfüne el atsam; incinir, kızar. Uzlaşmak istesem; darılır, azarlar.

Yeni ay gibi, zavallı âşıklara kaşının ucunu gösterir, gizleniverir! 

İşret gecesi uyumaz, beni harap eder... Gündüzün şikâyet etsem; gözlerini kapar, uykuya dalar! 

Gönül, işret yolu, kargaşalıklarla, fitnelerle dopdoludur. Bu yolda acele giden düşer!

Habbelerin başlarına ululuk yeli girse bile hükmü yoktur. Saltanattan şarap havasıyla geçip gidiverir.

Sevgilinin kapısında yoksul olmayı saltanata bile değişme, kim bu kapının gölgesini bırakıp da güneş altına gider? 

** Gönül yaşlandın mı artık güzellik, naziklik satmaya kalkışma. Bu alışveriş gençlik çağında yürür!

Kara saçların müsveddesi tamamlandı, saç ağarmaya başladı mı, ak saçları yüzlerce defa yolmaya kalkış... azalmaz ki!

Hafız, yolunun hicabı sensin, sen aradan kalk! Ne mutlu o kişiye ki, bu yolu hicapsız yürür gider.


Çu dest ber ser-i zulfeş zenem be tab reved 

Ver aşti talebem ber ser-i 'itab reved

Gazel 220 - از ديده خون دل همه بر روی ما رود

 G.220/1  از دیده خون دل همه بر روی ما رود / بر روی ما ز دیده چه گویم چه‌ها رود

G.220/2  ما در درون سینه هوایی نهفته‌ایم / بر باد اگر رود دل ما زان هوا رود

G.220/3  خورشید خاوری كند از رشك جامه چاك / گر ماه مهرپرور من در قبا رود

G.220/4  بر خاك راه یار نهادیم روی خویش / بر روی ما رواست اگر آشنا رود

G.220/5  سیل است آب دیده و هر كس كه بگذرد / گر خود دلش ز سنگ بود هم ز جا رود

G.220/6  ما را به آب دیده شب و روز ماجراست / زان رهگذر كه بر سر كویش چرا رود

G.220/7  حافظ به كوی میكده دایم به صدق دل / چون صوفیان صومعه دار از صفا رود


CCXLIV *

Gönül kanımız, gözlerimizden yüzümüze akıp durmada. Gözümüzden yüzümüze neler gidiyor, neler çekmekteyiz; ne diyeyim?

Göğsümüzde öyle bir hava gizlemişiz ki; gönlümüz yele giderse, ancak o vakit o havadan kurtulur.

Benim ay yüzlü merhametli sevgilim, güzelim elbiselerini giydi mi, doğu güneşi bile hasetinden elbisesini yırtar.

Yüzümüzü sevgilinin yolundaki topraklara koyduk. Aşina sevgili, yüzümüze bassa, yeridir.

Gözyaşımız öyle bir sel ki, kim rastlayıp halimizi görse; yüreği taş bile olsa erir, halimize acır, merhamete gelir.

Gece gündüz gözyaşlarımla savaşımız var; neden onun civarına gidiyor?

Hafız, tekke sahibi sofiler gibi daima doğru ve sağlam bir yürekle, zevk ve sefalarla meyhaneye gitmekte!


Ez dide hun-ı dil heme ber-ruy-ı ma reved 

Ber-ruy-ı ma zi dide çi guyem çiha reved

Gazel 219 - کنون که در چمن آمد گل از عدم به وجود

 G.219/1  كنون كه در چمن آمد گل از عدم به وجود / بنفشه در قدم او نهاد سر به سجود

G.219/2  بنوش جام صبوحی به ناله دف و چنگ / ببوس غبغب ساقی به نغمه نی و عود

G.219/3  به دور گل منشین بی شراب و شاهد و چنگ / كه همچو روز بقا هفته‌ای بود معدود

G.219/4  شد از خروج ریاحین چو آسمان روشن / زمین به اختر میمون و طالع مسعود

G.219/5  ز دست شاهد نازك عذار عیسی دم / شراب نوش و رها كن حدیث عاد و ثمود

G.219/6  جهان چو خلد برین شد به دور سوسن و گل / ولی چه سود كه در وی نه ممكن است خلود

G.219/7  چو گل سوار شود بر هوا سلیمان وار / سحر كه مرغ درآید به نغمه داوود

G.219/8  به باغ تازه كن آیین دین زردشتی / كنون كه لاله برافروخت آتش نمرود

G.219/9  بخواه جام صبوحی به یاد آصف عهد / وزیر ملك سلیمان عماد دین محمود

G.219/10  بود كه مجلس حافظ به یمن تربیتش / هر آنچه می‌طلبد جمله باشدش موجود


CCXLIII*

Bu bahar çağında gül, yokluktan varlık diyarına geldi. Menekşe gülün ayağına baş koyup secdeye vardı.

Sen de tef ve çeng feryadıyla sabah şarabını içmeye başla; ney ve ut nağmeleriyle sakinin çenesinin altını öp!

Gül devrinde şarapsız, güzelsiz ve kopuzsuz durma. Çünkü gülün çağı da zaman gibi sayılı bir haftacıktan ibarettir.

Yeryüzü kutlu bir yıldızın, mesut bir talihin tesiriyle burçlar gibi sıralanan fesleğenlerin açılması yüzünden gök gibi aydınlandı.

Sen de latif yanaklı, İsa nefesli güzelin elinden şarap iç. Ad ve Semud masalını bırak!

Cihan, süsen ve gül zamanı cennete döndü. Fakat ne fayda ki, ebediliğine imkân yok!

Lale, Nemrut ateşini alevlendirdi... sen de bahçede Zerdüşt dininin ayinini tazele!

Gül, Süleyman gibi havaya binince, bülbül seher çağı Davut nağmesiyle feryada koyulunca.

Devrinin Asaf'ını, Süleyman mülkünün veziri, dinin imadı Mahmud'u hatırlayıp şarap iste!

Hafız, getir şarabı... biz, daima suçları örten Tanrı'nın bağışlamasına güvenmişizdir, güveneceğiz de.


Kenûn ki der çemen amed gul ez 'adem be-vucud 

Benefşe der kadem-i o nihad ser be-sucud

Gazel 218 - در ازل هر کو به فيض دولت ارزانی بود

 G.218/1  در ازل هر كو به فیض دولت ارزانی بود / تا ابد جام مرادش همدم جانی بود

G.218/2  من همان ساعت كه از می خواستم شد توبه كار / گفتم این شاخ ار دهد باری پشیمانی بود

G.218/3  خود گرفتم كافكنم سجاده چون سوسن به دوش / همچو گل بر خرقه رنگ می مسلمانی بود

G.218/4  بی چراغ جام در خلوت نمی‌یارم نشست / زان كه كنج اهل دل باید كه نورانی بود

G.218/5  همت عالی طلب جام مرصع گو مباش / رند را آب عنب یاقوت رمانی بود

G.218/6  گر چه بی‌سامان نماید كار ما سهلش مبین / كاندر این كشور گدایی رشك سلطانی بود

G.218/7  نیك نامی خواهی ای دل با بدان صحبت مدار / خودپسندی جان من برهان نادانی بود

G.218/8  مجلس انس و بهار و بحث شعر اندر میان / نستدن جام می از جانان گران جانی بود

G.218/9  دی عزیزی گفت حافظ می‌خورد پنهان شراب / ای عزیز من نه عیب آن به كه پنهانی بود


CLIV

Kime ezelden devlet feyzi nasip olmuşsa, ebede kadar murat kadehi canına hemdem olur.

Şaraptan tövbe etmek istediğim an dedim ki: İyi ama bu ağaç, sonunda pişmanlık meyvesi verecek! 

Süsen gibi seccademi omzuma alıp zahit olmaya özendim... fakat gül gibi şarap rengine bulanmış hırka... bırak sen de, böyle Müslümanlık mı olur ki?

Kadeh çerağı olmadıkça halvette oturamıyorum. Gönül ehlinin bucağı nurani olmalı!

Yüce himmetli olmaya çalış, murassa kadeh olmazsa olmasın. Şarap rindin nar renkli yakutudur!

İşimiz düzensiz görünüyor, ama hor bakma. Bu ülkede yoksulluk, padişahlığın bile hasetini celp eder!

* Gönül, iyi adlı olmak istiyorsan, kötülerle düşüp kalkma. Canım efendim, kendini beğenmek nadanlık alametidir.

* Üns ve işret meclisi, bahar... meclisteki sohbet de şiir sohbeti... böyle bir âlemde sevgiliden şarap kadehini almamak ağır canlılıktır doğrusu! 

Dün bir aziz dedi ki: Hafız gizlice şarap içiyor. A azizim, ayıbın gizli yapılması daha iyi değil mi ki?


Der ezel her ko be feyz-i devlet erzani buved 

Ta ebed cam-ı muradeş hemdem-i cani buved

Gazel 217 - مسلمانان مرا وقتی دلی بود

 G.217/1  مسلمانان مرا وقتی دلی بود / كه با وی گفتمی گر مشكلی بود

G.217/2  به گردابی چو می‌افتادم از غم / به تدبیرش امید ساحلی بود

G.217/3  دلی همدرد و یاری مصلحت بین / كه استظهار هر اهل دلی بود

G.217/4  ز من ضایع شد اندر كوی جانان / چه دامنگیر یا رب منزلی بود

G.217/5  هنر بی‌عیب حرمان نیست لیكن / ز من محروم‌تر كی سائلی بود

G.217/6  بر این جان پریشان رحمت آرید / كه وقتی كاردانی كاملی بود

G.217/7  مرا تا عشق تعلیم سخن كرد / حدیثم نكته هر محفلی بود

G.217/8  مگو دیگر كه حافظ نكته‌دان است / كه ما دیدیم و محكم جاهلی بود


CXXXVI

Müslümanlar, bir vakit benim de bir gönlüm vardı, bir müşkülüm oldu mu ona söylerdim.

Dertten bir girdaba düştüm mü, tedbiriyle bir kıyıya varırım diye umardım.

Benimle dert ortağıydı, iş bilir bir dosttu. Gönül ehli olanların hepsi ona dayanır, ona güvenirlerdi!

Sevgilinin civarında beni bırakıp kayboldu gitti. Yarabbi, orası ne etek tutan durakmış ki!

Hüner, mahrumiyet ayıbıyla beraberdir, fakat benden daha mahrum bir yoksul da olur mu?

Bu perişan cana merhamet et... vaktiyle o da iş bilirdi, o da kâmildi! Aşk bana söz söylemeyi öğrettiği andan beri, sözlerim her meclisin nüktesi oldu.

Artık Hafız nüktecidir deme... çünkü gördük biz, o sağlam bir cahil!


Muselmanan mera vakti dili bud 

Ki ba vey guftemi ger muşkili bud

Gazel 216 - آن يار کز او خانه ما جای پری بود

 G.216/1  آن یار كز او خانه ما جای پری بود / سر تا قدمش چون پری از عیب بری بود

G.216/2  دل گفت فروكش كنم این شهر به بویش / بیچاره ندانست كه یارش سفری بود

G.216/3  تنها نه ز راز دل من پرده برافتاد / تا بود فلك شیوه او پرده دری بود

G.216/4  منظور خردمند من آن ماه كه او را / با حسن ادب شیوه صاحب نظری بود

G.216/5  از چنگ منش اختر بدمهر به در برد / آری چه كنم دولت دور قمری بود

G.216/6  عذری بنه ای دل كه تو درویشی و او را / در مملكت حسن سر تاجوری بود

G.216/7  اوقات خوش آن بود كه با دوست به سر رفت / باقی همه بی‌حاصلی و بی‌خبری بود

G.216/8  خوش بود لب آب و گل و سبزه و نسرین / افسوس كه آن گنج روان رهگذری بود

G.216/9  خود را بكش ای بلبل از این رشك كه گل را / با باد صبا وقت سحر جلوه گری بود

G.216/10  هر گنج سعادت كه خدا داد به حافظ / از یمن دعای شب و ورد سحری بود


CXXXII

Evimizi peri yurdu haline getiren sevgili, baştan ayağa kadar peri gibi ayıpsızdı, kusursuzdu.

Gönül, onu elde ederim ümidiyle bu şehirde yerleşmeyi kurmuştu. Zavallı bilmedi ki, sevgilisi gidecek;

Benim akıllı, benim ay yüzlü sevgilim yol, edep bilirdi, nazar ehlinin erkanına vâkıftı.

Onu benim elimden merhametsiz, şefkatsiz talih aldı... evet... ne çarem var? Kamer devrinin bir devletiydi, ancak bu kadar sürer.

Hoş gör, mazur tut ey gönül! Sen bir yoksulsun, onunsa güzellik ülkesinde taçlara layık bir başı vardı!

Yalnız benim gönlümdeki sırrı faş etmedi ki; felek, felek olalı âdeti perde yırtmak, sır faş etmek!

Güzel geçen günler, sevgiliyle geçen günlermiş. Ondan ötesi hep abes, hep beyhude!

Irmak kıyısı, gül, yeşillik, yaban gülü... hepsi hoştu; ama yazıklar olsun, o geçer akçe yolcuymuş, gelip geçti!

Bülbül, seher vakti gül, sabah rüzgârıyla cilveleşmekteydi, sen hasetinden kendini öldür!

Tanrı'nın Hafız'a verdiği saadet hazinelerinin hepsi, geceleri dua etmenin, seherleri vird okumanın bereketinden!


An yar kezo hane-i ma cay-i peri bud 

Ser ta kademeş çun peri ez 'ayb beri bud

Gazel 215 - به کوی ميکده يا رب سحر چه مشغله بود

 G.215/1  به كوی میكده یا رب سحر چه مشغله بود / كه جوش شاهد و ساقی و شمع و مشعله بود

G.215/2  حدیث عشق كه از حرف و صوت مستغنیست / به ناله دف و نی در خروش و ولوله بود

G.215/3  مباحثی كه در آن مجلس جنون می‌رفت / ورای مدرسه و قال و قیل مسئله بود

G.215/4  دل از كرشمه ساقی به شكر بود ولی / ز نامساعدی بختش اندكی گله بود

G.215/5  قیاس كردم و آن چشم جادوانه مست / هزار ساحر چون سامریش در گله بود

G.215/6  بگفتمش به لبم بوسه‌ای حوالت كن / به خنده گفت كی ات با من این معامله بود

G.215/7  ز اخترم نظری سعد در ره است كه دوش / میان ماه و رخ یار من مقابله بود

G.215/8  دهان یار كه درمان درد حافظ داشت / فغان كه وقت مروت چه تنگ حوصله بود


CXXXIII

Yarabbi seher çağı meyhane mahallesinde ne kargaşalık vardı acaba? Dilber ve saki gelmiş; mum, meşale yanmış, hepsi birbirine girmişti!

Harfe, sese sığmayan... sözle, sesle anlatılamayan aşk; tef ve ney feryadıyla coşmuş, feryat ediyordu.

O divanelik meclisinde geçen bahisler medreseden de hariçti, medresedeki mesele ve kıyl ü kaalden de!

Gönül, sakinin naz ve işvesine razıydı, şükrediyordu; fakat talihsizliğimden biraz şikâyetim vardı.

Şöyle bir mukayesede bulundum, o sihirbaz sarhoş gözün sürüsünde Samirî gibi binlerce sihirbaz vardı.

Dedim ki: Beni dudağına havale et, bir öpücük versin. Güldü de dedi ki: Benimle nerden böyle bir muamelen var?

Talihim kutlu ve yaver. Dün gece ayla sevgilinin yüzü karşı karşıyaydı.

Sevgilinin ağzı, Hafız'ın derdine derman; ama feryat, feryat... mürüvvet zamanında ne kadar da daralıyor!


Be kuy-ı meykede ya Rab seher çi meşgale bud 

Ki cuş-ı şahed-u sakiy-yu şem'-u meş'ale bud

Gazel 214 - ديدم به خواب خوش که به دستم پياله بود

 G.214/1  دیدم به خواب خوش كه به دستم پیاله بود / تعبیر رفت و كار به دولت حواله بود

G.214/2  چل سال رنج و غصه كشیدیم و عاقبت / تدبیر ما به دست شراب دوساله بود

G.214/3  آن نافه مراد كه می‌خواستم ز بخت / در چین زلف آن بت مشكین كلاله بود

G.214/4  از دست برده بود خمار غمم سحر / دولت مساعد آمد و می در پیاله بود

G.214/5  بر آستان میكده خون می‌خورم مدام / روزی ما ز خوان قدر این نواله بود

G.214/6  هر كو نكاشت مهر و ز خوبی گلی نچید / در رهگذار باد نگهبان لاله بود

G.214/7  بر طرف گلشنم گذر افتاد وقت صبح / آن دم كه كار مرغ سحر آه و ناله بود

G.214/8  دیدیم شعر دلكش حافظ به مدح شاه / یك بیت از این قصیده به از صد رساله بود

G.214/9  آن شاه تندحمله كه خورشید شیرگیر / پیشش به روز معركه كمتر غزاله بود


CXXXVII

Güzel bir rüya gördüm, elimde şarap kadehi vardı. Tabir edildi, devlete erişeceğim.

Otuz yıldır dert, meşakkat çektim de nihayet bundan kurtuluş iki yıllık şarabın elindeymiş!

Bahttan istediğim murat miski, o perçemi misk kokulu güzelin saçlarındaki büklümlerdeymiş!

Gam tozu beni benden almıştı, işim bitmişti. Devlet yardım etti, kadehte şarap vardı da kendime geldim. 

Meyhane eşiğinden kan yutup duralım. Rızkım buymuş, ezelden bana bu nevale takdir edilmiş!

Sevgi tohumunu ekmeyen, güzellik bahçesinden bir gül bile devşirmeyen kişi, yel uğrağında lale gözleyen kişiye benzer!

Seher çağı, bülbül feryat ve figan ederken, yolum gül bahçesine düştü.

Hafız'ın, padişahı metheden güzel şiirini gördüm. Bu cönkteki bir beyit, yüzlerce risaleden yeğdi.

* O hamlesi şiddetli padişah, öyle bir padişah ki, savaş günü aslanları bile mağlup eden güneş onun karşısında bir ceylan yavrusundan daha aşağı bir hale düşer.


Didem be hab-i hoş ki be destem piyale bud 

Ta'bir reft u kar be devlet havale bud

Gazel 213 - گوهر مخزن اسرار همان است که بود

 G.213/1  گوهر مخزن اسرار همان است كه بود / حقه مهر بدان مهر و نشان است كه بود

G.213/2  عاشقان زمره ارباب امانت باشند / لاجرم چشم گهربار همان است كه بود

G.213/3  از صبا پرس كه ما را همه شب تا دم صبح / بوی زلف تو همان مونس جان است كه بود

G.213/4  طالب لعل و گهر نیست وگرنه خورشید / همچنان در عمل معدن و كان است كه بود

G.213/5  كشته غمزه خود را به زیارت دریاب / زان كه بیچاره همان دل‌نگران است كه بود

G.213/6  رنگ خون دل ما را كه نهان می‌داری / همچنان در لب لعل تو عیان است كه بود

G.213/7  زلف هندوی تو گفتم كه دگر ره نزند / سال‌ها رفت و بدان سیرت و سان است كه بود

G.213/8  حافظا بازنما قصه خونابه چشم / كه بر این چشمه همان آب روان است كه بود


CXXXI

Sır mahzeninin incisi, nasılsa öyle.... Sevgi hokkası, yine o mühürle mühürlenmiş, yine o nişanla durup durmakta.

Âşıklar emanete hıyanet etmezler. Hulasa inciler saçan göz, yine eskisi gibi.

Sabah yelinden sor. Her gece sabaha kadar canımızın munisi, evvelce olduğu gibi yine zülfünün kokusu.

Güneş yine taşı lal ve yakut yapmakta... fakat lali, yakutu isteyen yok.

Göz ucuyla öldürdüğün âşıkı ziyarete gel. Çünkü biçare gönül, aynen yine öylece seni gözlemekte.

Yüreğimizin kanını döküyor ve bunu gizliyorsun. Fakat evvelce olduğu gibi yine o kan lal dudaklarında ayan.

Siyah zülfün artık yol urmaz dedim; ama yıllar geçti, hâlâ eski huyunda.

Hafız, gözünün kanlı yaşlarını göster. Çünkü bu kaynaktan yine evvelki su akıp durmada.


Gevher-i mahzen-i esrar hemanest ki bud 

Hokka-i mihr bedan muhr u nişanest ki bud

Gazel 212 - يک دو جامم دی سحرگه اتفاق افتاده بود

 G.212/1  یك دو جامم دی سحرگه اتفاق افتاده بود / وز لب ساقی شرابم در مذاق افتاده بود

G.212/2  از سر مستی دگر با شاهد عهد شباب / رجعتی می‌خواستم لیكن طلاق افتاده بود

G.212/3  در مقامات طریقت هر كجا كردیم سیر / عافیت را با نظربازی فراق افتاده بود

G.212/4  ساقیا جام دمادم ده كه در سیر طریق / هر كه عاشق وش نیامد در نفاق افتاده بود

G.212/5  ای معبر مژده‌ای فرما كه دوشم آفتاب / در شكرخواب صبوحی هم وثاق افتاده بود

G.212/6  نقش می‌بستم كه گیرم گوشه‌ای زان چشم مست / طاقت و صبر از خم ابروش طاق افتاده بود

G.212/7  گر نكردی نصرت دین شاه یحیی از كرم / كار ملك و دین ز نظم و اتساق افتاده بود

G.212/8  حافظ آن ساعت كه این نظم پریشان می‌نوشت / طایر فكرش به دام اشتیاق افتاده بود


CXXXIV

Dün seher çağında tesadüfen bir iki kadeh şarap içmiştim. Sakinin dudağının iştiyakı da şarabıma neşe vermişti.

Sarhoşlukla bir kere daha gençlik çağı güzeline dönmek, onunla bağdaşmak istedim. Fakat artık aramıza talâk düşmüştü, ayrılmıştık bir kere!

Tarikat duraklarından nereyi seyrettiysek gördük ki, âşıklıkla zahitlik birbirinden ayrılmış, bir arada olmuyor.

Saki, bana durmadan şarap sun ki, bu yola âşıkça gelmeyenler nifaka düşmüşler.

O sarhoş gözün elinden bir bucağa sığınmayı düşünüyordum, fakat yay gibi kaşlarından takatim tükenmiş; sabrım, kararım elde değil!

Tabirci, dün gece sabah vaktinin tatlı uykusunda bir rüya gördüm, güneş evime gelmiş; bir tabir et, bir müjde ver!

Hafız bu perişan şiiri yazarken, fikir kuşu iştiyak tuzağına düşmüştü.


Yek du camem diy sehergeh ittifak uftade bûd 

Vez leb-i saki şerabem der mezak uftade bûd

Gazel 211 - دوش می‌آمد و رخساره برافروخته بود

 G.211/1  دوش می‌آمد و رخساره برافروخته بود / تا كجا باز دل غمزده‌ای سوخته بود

G.211/2  رسم عاشق كشی و شیوه شهرآشوبی / جامه‌ای بود كه بر قامت او دوخته بود

G.211/3  جان عشاق سپند رخ خود می‌دانست / و آتش چهره بدین كار برافروخته بود

G.211/4  گر چه می‌گفت كه زارت بكشم می‌دیدم / كه نهانش نظری با من دلسوخته بود

G.211/5  كفر زلفش ره دین می‌زد و آن سنگین دل / در پی اش مشعلی از چهره برافروخته بود

G.211/6  دل بسی خون به كف آورد ولی دیده بریخت / الله الله كه تلف كرد و كه اندوخته بود

G.211/7  یار مفروش به دنیا كه بسی سود نكرد / آن كه یوسف به زر ناسره بفروخته بود

G.211/8  گفت و خوش گفت برو خرقه بسوزان حافظ / یا رب این قلب شناسی ز كه آموخته بود


CXXXV

Dün gece yanakları yalımlı, parıldar bir halde gelmekteydi; bilmem yine nerede, hangi gamlı âşıkın gönlünü yakmıştı?

Âşık öldürme, şehri birbirine katma âdeti bir elbise ki, tam boyuna göre biçilmiş!

Âşıkların canlarını yüzündeki çöreotuna benzer benler sanıyor; sanki yüzünün ateşini bu iş için yakmış.

Zülfünün küfrü, din yolunu kesmekte... o taş yüreklinin yüzü, bir meşale ki, ardını da yakmada, yandırmada.

Bana, seni ağlatıp inleterek öldürürüm, dedi. Ama gördüm ki, gizlice bu gönlü yanık âşıka bakmakta.

Gönül, avucuna bir hayli kan toplamıştı. Fakat göz bu kanları döküp gitti. Allah Allah... kim toplamıştı, kim telef etti?

Sevgiliyi dünyaya bile değişme. Yusuf'u kalp akçeye satan pek o kadar kâr etmedi.

Sevgili, ne hoş dedi, ne hoş: Git Hafız, hırkanı ateşlere yak! Yarabbi, bu kalp ahvalinden anlayışı kimden öğrendi ki?


Duş miamed u ruhsare ber-efruhte bud 

Ta kuca baz dil-i gamzedei suhtebud

Gazel 210 - دوش در حلقه ما قصه گيسوی تو بود

 G.210/1  دوش در حلقه ما قصه گیسوی تو بود / تا دل شب سخن از سلسله موی تو بود

G.210/2  دل كه از ناوك مژگان تو در خون می‌گشت / باز مشتاق كمانخانه ابروی تو بود

G.210/3  هم عفاالله صبا كز تو پیامی می‌داد / ور نه در كس نرسیدیم كه از كوی تو بود

G.210/4  عالم از شور و شر عشق خبر هیچ نداشت / فتنه انگیز جهان غمزه جادوی تو بود

G.210/5  من سرگشته هم از اهل سلامت بودم / دام راهم شكن طره هندوی تو بود

G.210/6  بگشا بند قبا تا بگشاید دل من / كه گشادی كه مرا بود ز پهلوی تو بود

G.210/7  به وفای تو كه بر تربت حافظ بگذر / كز جهان می‌شد و در آرزوی روی تو بود


CXLI

Dün gece meclisimizde senin saçlarından bahsediyorduk. Gece yarısına kadar sözümüz, hep o saçların silsilesine aitti.

Gönül, kirpiklerinin okundan kanlara bulandığı halde yine kaşının yay odasına müştaktı.

Allah taksiratını affetsin, sabah yeli senden bir habercik olsun getirdi... yoksa civarından kimseyi görememiştim.

Ben de selametteydim, benim de başım dinçti. Meğer saçlarının büklümleri yoluma tuzak kurmuş!

Âlemin aşk kavgasından hiçbir haberi yoktu... fakat senin sihirbaz bakışların cihana fitneler saldı!

Kaftanının düğmesini çöz de gönlüm açılsın. Çünkü gönlüm, ancak yanını görmekle açılabilir!

Sendeki vefa ve mürüvvet hakkı için Hafız'la kabrine bir uğra... dünyadan seni arzulayarak gitti!


Dûş der halka-i ma kıssa-i giysû-yı tu bud 

Ta dil-i şeb suhan-i silsile-i muy-i tu bud

Gazel 209 - قتل اين خسته به شمشير تو تقدير نبود

 G.209/1  قتل این خسته به شمشیر تو تقدیر نبود / ور نه هیچ از دل بی‌رحم تو تقصیر نبود

G.209/2  من دیوانه چو زلف تو رها می‌كردم / هیچ لایق‌ترم از حلقه زنجیر نبود

G.209/3  یا رب این آینه حسن چه جوهر دارد / كه در او آه مرا قوت تاثیر نبود

G.209/4  سر ز حسرت به در میكده‌ها بركردم / چون شناسای تو در صومعه یك پیر نبود

G.209/5  نازنین‌تر ز قدت در چمن ناز نرست / خوش‌تر از نقش تو در عالم تصویر نبود

G.209/6  تا مگر همچو صبا باز به كوی تو رسم / حاصلم دوش به جز ناله شبگیر نبود

G.209/7  آن كشیدم ز تو ای آتش هجران كه چو شمع / جز فنای خودم از دست تو تدبیر نبود

G.209/8  آیتی بود عذاب انده حافظ بی تو / كه بر هیچ كسش حاجت تفسیر نبود


CXLIII

Bu hastanın kılıcınla öldürülmesi mukadder değilmiş... yoksa merhametsiz gönlünün bu hususta hiçbir taksiri yok!

Yarabbi, bu güzellik aynasının cevheri nedir ki, ahım ona tesir edecek kuvvette değil!

İbadet yurdunda seni tanıyan bir pir bile yok. Onun için tahassürle meyhanelere başvurdum.

Bu divane, zülfünü elde bıraktıktan sonra layığı ancak zincir halkası!

Naz çimenliğinde boyundan daha nazik selvi yetişmedi. Tasvir âleminde nakşından güzel bir nakış yok!

Belki seher yeli gibi yine civarına erişirim diye, dün gece sabahlara kadar feryat ettim, ele geçen yalnız buydu.

Ey ayrılık ateşi, senden neler çektim, neler? Mum gibi yok olmaktan başka elimde bir tedbirim yoktu ki!

Senden ayrı düşen Hafız'ın derdi, öyle bir azap ayeti ki, tefsire lüzum yok!


Katl-i in haste be şemşir-i tu takdir nebud 

Verne hiç ez dil-i bi rahm-i tu taksir nebud

Gazel 208 - خستگان را چو طلب باشد و قوت نبود

 G.208/1  خستگان را چو طلب باشد و قوت نبود / گر تو بیداد كنی شرط مروت نبود

G.208/2  ما جفا از تو ندیدیم و تو خود نپسندی / آنچه در مذهب ارباب طریقت نبود

G.208/3  خیره آن دیده كه آبش نبرد گریه عشق / تیره آن دل كه در او شمع محبت نبود

G.208/4  دولت از مرغ همایون طلب و سایه او / زان كه با زاغ و زغن شهپر دولت نبود

G.208/5  گر مدد خواستم از پیر مغان عیب مكن / شیخ ما گفت كه در صومعه همت نبود

G.208/6  چون طهارت نبود كعبه و بتخانه یكیست / نبود خیر در آن خانه كه عصمت نبود

G.208/7  حافظا علم و ادب ورز كه در مجلس شاه / هر كه را نیست ادب لایق صحبت نبود


CXCII

Hastalar seni istiyor, fakat kudretleri yok ki... sen de onlara zulüm edersen, bu iş mürüvvete layık değildir.

Biz senden cefa görmedik... zaten sen de yol erlerinin mezhebinde olmayan şeyi beğenmez, yapmazsın ki.

Kör olsun o göz ki; aşka düşmemiştir, ağlamaktan suyu bilmemektedir. Kararsın o gönül ki; sevgi çerağından mahrumdur:

Devleti devlet kuşundan, onun gölgesinden dile. Ne gezer kuzgunla çaylakta devlet kanadı?

Meyhaneden himmet istediğimi ayıplama. Şeyhimiz dedi ki: İbadet yurdunda himmet yoktur.

Temizlik olmadıktan sonra Kâbe de bir, puthane de. Bir yurtta temizlik yok mu, hayrı yok orasının.

Hafız bilgiye, edebe çalış. Edebi olmayan, padişah meclisindeki sohbete layık değildir.


Hasteganra çu taleb başed u kuvvet nebuved 

Er tu bidad kuni şart-ı muruvvet nebuved

Gazel 207 - ياد باد آن که سر کوی توام منزل بود

 G.207/1  یاد باد آن كه سر كوی توام منزل بود / دیده را روشنی از خاك درت حاصل بود

G.207/2  راست چون سوسن و گل از اثر صحبت پاك / بر زبان بود مرا آن چه تو را در دل بود

G.207/3  دل چو از پیر خرد نقل معانی می‌كرد / عشق می‌گفت به شرح آن چه بر او مشكل بود

G.207/4  آه از آن جور و تطاول كه در این دامگه است / آه از آن سوز و نیازی كه در آن محفل بود

G.207/5  در دلم بود كه بی دوست نباشم هرگز / چه توان كرد كه سعی من و دل باطل بود

G.207/6  دوش بر یاد حریفان به خرابات شدم / خم می دیدم خون در دل و پا در گل بود

G.207/7  بس بگشتم كه بپرسم سبب درد فراق / مفتی عقل در این مسئله لایعقل بود

G.207/8  راستی خاتم فیروزه بواسحاقی / خوش درخشید ولی دولت مستعجل بود

G.207/9  دیدی آن قهقهه كبك خرامان حافظ / كه ز سرپنجه شاهین قضا غافل بود


CXL

Anılsın o demler ki, senin civarın konağımdı, kapının toprağı gözümü aydınlatıyordu.

İkimiz de tıpkı gül gibi, süsen gibi tertemiz bir sevgiyle yaşardık. Duygularımız, düşüncelerimiz birdi, benim dilim senin kalbinden geçenleri söylerdi.

Gönül akıl pirinden mânalar nakleder, müşkül olanlarını aşk şerh edip söylerdi. 

* Ah o tuzak yurdundaki cevirden, sitemden... feryat o meclisteki yanıp yakılmadan, niyazdan!

Asla sevgiliden ayrılmam derdim, gönlümde bu niyet vardı. Fakat ne yapayım ki, benim çalışmam da boşa çıktı, gönlün çalışması da!

Dün gece dostların yadıyla meyhaneye gitmiştim. Şarap küpünü gördüm, gönlünde kan, ayağı balçıklara batmış!

Ayrılık derdine sebep ne diye, bir sorayım dedim. Fakat akıl müftüsü bu meselede mest ve hayran!

Hakikaten Ebu İshak'ın firuze hatemi pek güzel parladı, ama ne çare? O devlet pek çabuk geldi, geçti!

Hafız, o salınan kekliğin kahkahasını duymuştun ya... kaza ve kader şahininin pençesinden nasıl da gafildi!


Yad bad an ki ser-i kûy-i tuem menzil bud 

Dide-ra ruşeni ez hak-i deret hasıl bud

Gazel 206 - پيش از اينت بيش از اين انديشه عشاق بود

 G.206/1  پیش از اینت بیش از این اندیشه عشاق بود / مهرورزی تو با ما شهره آفاق بود

G.206/2  یاد باد آن صحبت شب‌ها كه با نوشین لبان / بحث سر عشق و ذكر حلقه عشاق بود

G.206/3  پیش از این كاین سقف سبز و طاق مینا بركشند / منظر چشم مرا ابروی جانان طاق بود

G.206/4  از دم صبح ازل تا آخر شام ابد / دوستی و مهر بر یك عهد و یك میثاق بود

G.206/5  سایه معشوق اگر افتاد بر عاشق چه شد / ما به او محتاج بودیم او به ما مشتاق بود

G.206/6  حسن مه رویان مجلس گر چه دل می‌برد و دین / بحث ما در لطف طبع و خوبی اخلاق بود

G.206/7  بر در شاهم گدایی نكته‌ای در كار كرد / گفت بر هر خوان كه بنشستم خدا رزاق بود

G.206/8  رشته تسبیح اگر بگسست معذورم بدار / دستم اندر دامن ساقی سیمین ساق بود

G.206/9  در شب قدر ار صبوحی كرده‌ام عیبم مكن / سرخوش آمد یار و جامی بر كنار طاق بود

G.206/10  شعر حافظ در زمان آدم اندر باغ خلد / دفتر نسرین و گل را زینت اوراق بود


CXLIV

Sen bundan önce âşıkların derdiyle daha fazla mukayyet olurdun. Bize meylin, bizimle sohbetin âlemlere yayılmıştı.

Anılsın o gece sohbetleri ki, tatlı dudaklı güzellerle aşk sırrından ve âşıklardan bahsederdik.

Ezel sabahından ebed akşamının sonuna kadar dostluğumuz, sevgimiz bir ahit üzere, bir karar üzereydi.

Daha bu yeşil tavan çatılmadan, daha bu gök kemer kurulmadan gözlerimiz sevgilinin yay kaşlarına hayrandı.

Maşukun gölgesi, âşıkın üstüne düştü de ne oldu ki? Elbet öyle olacaktı. Biz ona muhtaçtık, o bize müştak!

* Meclisteki ay yüzlülerin güzelliği gerçi adamda ne gönül bırakırdı, ne din. Fakat biz tabiat güzelliğinden, ahlak temizliğinden ayrılmadık.

* Padişah kapısındaki bir yoksul bana bir nükte söyledi. Dedi ki: Hangi sofraya oturduysam, rızkı veren Tanrı!

Tespihimin ipi koptuysa, beni mazur gör. Elim gümüş gibi bembeyaz baldırlı sakinin eteğine sarılmıştı!

Kadir gecesinde şarap içti diye beni ayıplama. Sevgili sarhoş geldi, rafta da bir kadeh vardı... dayanamadık! 

Hafız'ın şiiri, daha Adem Peygamber zamanında cennette nesrin ve gül defterlerinin yapraklarına ziynet olmuştu.


Piş ezinet biş ezin gam-hari-i uşşak bud 

Mihr-verziyy-i tu ba ma şöhre-i afak bud

Gazel 205 - تا ز ميخانه و می نام و نشان خواهد بود

 


G.205/1  تا ز میخانه و می نام و نشان خواهد بود / سر ما خاك ره پیر مغان خواهد بود

G.205/2  حلقه پیر مغان از ازلم در گوش است / بر همانیم كه بودیم و همان خواهد بود

G.205/3  بر سر تربت ما چون گذری همت خواه / كه زیارتگه رندان جهان خواهد بود

G.205/4  برو ای زاهد خودبین كه ز چشم من و تو / راز این پرده نهان است و نهان خواهد بود

G.205/5  ترك عاشق كش من مست برون رفت امروز / تا دگر خون كه از دیده روان خواهد بود

G.205/6  چشمم آن دم كه ز شوق تو نهد سر به لحد / تا دم صبح قیامت نگران خواهد بود

G.205/7  بخت حافظ گر از این گونه مدد خواهد كرد / زلف معشوقه به دست دگران خواهد بود


CXLII

Bir an bile meyhaneden nam ve nişan bulundukça başımız pir-i muganın yoluna toprak olacak.

Ezelden beri pir-i muganın halkası kulağımda, onun kuluyum. Ezelde nasılsam yine öyleyim, ebede kadar da bu böyle gidecek. 

Yolun kabrimize uğrarsa, himmet dile. Çünkü kabrimiz cihan rintlerinin ziyaretgâhı olacaktır.

Ey kendisini gören zahit, yürü... bu perdenin ardındaki sır, senin gözünden de gizli kalacak, benim gözümden de!

O âşık öldüren sevgilim bugün sarhoş bir halde yola düştü. Acaba benden başka kimin gözlerinden kanlı yaşlar akacak ki?

İştiyakınla mezara baş koyunca, gözlerim kıyamet gününün sabahına kadar açık kalacak, seni gözleyecek.

Hafız'ın bahtı eğer böyle yardım ederse, sevgilinin zülfü daima başkalarının elinde kalıp duracak.


Ta zi meyhane demi nam u nişan hahed bud 

Ser-i ma hak-i reh-i pir-i mugan hahed bud

Gazel 204 - ياد باد آن که نهانت نظری با ما بود

 G.204/1  یاد باد آن كه نهانت نظری با ما بود / رقم مهر تو بر چهره ما پیدا بود

G.204/2  یاد باد آن كه چو چشمت به عتابم می‌كشت / معجز عیسویت در لب شكرخا بود

G.204/3  یاد باد آن كه صبوحی زده در مجلس انس / جز من و یار نبودیم و خدا با ما بود

G.204/4  یاد باد آن كه رخت شمع طرب می‌افروخت / وین دل سوخته پروانه ناپروا بود

G.204/5  یاد باد آن كه در آن بزمگه خلق و ادب / آن كه او خنده مستانه زدی صهبا بود

G.204/6  یاد باد آن كه چو یاقوت قدح خنده زدی / در میان من و لعل تو حكایت‌ها بود

G.204/7  یاد باد آن كه نگارم چو كمر بربستی / در ركابش مه نو پیك جهان پیما بود

G.204/8  یاد باد آن كه خرابات نشین بودم و مست / وآنچه در مسجدم امروز كم است آنجا بود

G.204/9  یاد باد آن كه به اصلاح شما می‌شد راست / نظم هر گوهر ناسفته كه حافظ را بود


CXXXIX

Anılsın o demler ki, hiç olmazsa bize bir meylin vardı... sevginin eseri yüzümüzde görünüp dururdu! 

Anılsın o demler ki, gözlerin azarla beni öldürürken, İsa mucizesine mazhar olan şeker dudakların diriltirdi.

Anılsın o demler ki, işret meclisinde sabah şarabını içerdik... benimle sevgiliden başka kimse yoktu, yalnız Tanrı bizimleydi!

Anılsın o demler ki, yüzün neşe çerağını parlatınca bu yanan gönül pervasız bir pervane kesilirdi!

Anılsın o demler ki, o edep erkan meclisinde sarhoşça gülen, yalnız şaraptı! 

Anılsın o demler ki, yakut gibi kadeh, gülünce benimle lal dudaklarının arasında hikâyeler geçer, latifeler söylenirdi!

Anılsın o demler ki, sevgilim külahını bağlayınca cihanı dönüp dolaşan ay, maiyetinde bir haberci çavuş kesilirdi! 

* Anılsın o demler ki, sarhoş bir halde meyhanede otururdum da bugün mescitte bile bulamadığım vecdi bulur, hallenirdim.

Anılsın o demler ki, Hafız'ın delinmemiş inciye benzeyen şiirleri, tashihinle düzelir, doğrulurdu!


Yad bad an ki nihayet nazari bama bud 

Eser-i mihr-i tu ber çihre-i ma peyda bud

Gazel 203 - سال‌ها دفتر ما در گرو صهبا بود

 G.203/1  سال‌ها دفتر ما در گرو صهبا بود / رونق میكده از درس و دعای ما بود

G.203/2  نیكی پیر مغان بین كه چو ما بدمستان / هر چه كردیم به چشم كرمش زیبا بود

G.203/3  دفتر دانش ما جمله بشویید به می / كه فلك دیدم و در قصد دل دانا بود

G.203/4  از بتان آن طلب ار حسن شناسی ای دل / كاین كسی گفت كه در علم نظر بینا بود

G.203/5  دل چو پرگار به هر سو دورانی می‌كرد / و اندر آن دایره سرگشته پابرجا بود

G.203/6  مطرب از درد محبت عملی می‌پرداخت / كه حكیمان جهان را مژه خون پالا بود

G.203/7  می‌شكفتم ز طرب زان كه چو گل بر لب جوی / بر سرم سایه آن سرو سهی بالا بود

G.203/8  پیر گلرنگ من اندر حق ازرق پوشان / رخصت خبث نداد ار نه حكایت‌ها بود

G.203/9  قلب اندوده حافظ بر او خرج نشد / كاین معامل به همه عیب نهان بینا بود


CXXXVIII

Yıllardır defterimiz şaraba rehin edilmişti; yıllardır meyhanenin parlaklığı bizim dersimizin, duamızın sebebiyleydi.

Pir-i muganın iyiliğine bak ki, bizim gibi kötü sarhoşlar ne yaptıysa, kerem gözüyle hepsini iyi, hepsini hoş görmekteydi.

Bilgi defterimizi tamamıyla şarapla yıkayın; çünkü feleği gördüm, bilgi sahibinin gönlüne kastediyor.

* Gönül, güzellik nedir biliyor, anlıyorsan güzellerden alım iste. Bunu nazar bilgisinde basiret sahibi birisi söyledi.

Gönül, pergel gibi her tarafa dönüp dolaşmaktaydı, ama sevgiliyi sevme dairesinde ayağını direyen bir başı dönmüş kişiydi.

Çalgıcı, sevgi derdine ait öyle bir gazel okumaktaydı ki, cihan hâkimlerinin kirpiklerinden kan damlıyordu.

Neşeden ırmak kıyısındaki gül gibi açılmaktaydım; başımda o usul boylu selvinin gölgesi vardı.

Gülreng Pirim; maviler giyinen sofiler hakkında kötü söylememe müsaade etmedi; yoksa söylenecek ne hikâyeler vardı, ne hikâyeler!

Hafız'ın, altın yaldızlı kalbi ona layık olmadı gitti. Çünkü bu sarraf bütün gizli şeyleri biliyordu.


Salha defter-i ma der girev-i sahba bud 

Revnak-ı meykede ez ders-i du'ay-ı ma bud

Gazel 202 - بود آيا که در ميکده‌ها بگشايند

 G.202/1  بود آیا كه در میكده‌ها بگشایند / گره از كار فروبسته ما بگشایند

G.202/2  اگر از بهر دل زاهد خودبین بستند / دل قوی دار كه از بهر خدا بگشایند

G.202/3  به صفای دل رندان صبوحی زدگان / بس در بسته به مفتاح دعا بگشایند

G.202/4  نامه تعزیت دختر رز بنویسید / تا همه مغبچگان زلف دوتا بگشایند

G.202/5  گیسوی چنگ ببرید به مرگ می ناب / تا حریفان همه خون از مژه‌ها بگشایند

G.202/6  در میخانه ببستند خدایا مپسند / كه در خانه تزویر و ریا بگشایند

G.202/7  حافظ این خرقه كه داری تو ببینی فردا / كه چه زنار ز زیرش به دغا بگشایند


CXXIV

Gönül, acaba meyhane kapılarını yine açarlar, bizim bağlı işlerimizdeki düğümü yine çözerler mi ki?

Kendini beğenmiş zahidin hatırı için kapadılar, fakat gönlünü sağlam tut. Elbette Allah için açarlar.

Sabah şarabı içen rintlerin gönüllerindeki saflık yüzünden, dua anahtarıyla nice kapalı kapılar açılır.

Üzüm kızının başsağlığı mektubunu yazın da bütün sarhoşlar, kirpiklerinden kanlar saçsınlar!

Saf şarap öldü, çengin saçlarını kesin de bütün muğbeçeler, iki kat zülüflerini açsınlar, feryat ve figana koyulsunlar!

Meyhane kapısını bağladılar, riya evini açacaklar. Hoş görme bunu Yarabbi!

Hafız, şu yün hırkam yok mu... yarın görürsün, altından ne kötü bir zünnar çıkaracaklar!


Başed ey dil ki der-i meykedeha biguşayend 

Girih ez kar-ı furu-beste-i ma biguşayend

Gazel 201 - شراب بی‌غش و ساقی خوش دو دام رهند

 G.201/1  شراب بی‌غش و ساقی خوش دو دام رهند / كه زیركان جهان از كمندشان نرهند

G.201/2  من ار چه عاشقم و رند و مست و نامه سیاه / هزار شكر كه یاران شهر بی‌گنهند

G.201/3  جفا نه پیشه درویشیست و راهروی / بیار باده كه این سالكان نه مرد رهند

G.201/4  مبین حقیر گدایان عشق را كاین قوم / شهان بی كمر و خسروان بی كلهند

G.201/5  به هوش باش كه هنگام باد استغنا / هزار خرمن طاعت به نیم جو ننهند

G.201/6  مكن كه كوكبه دلبری شكسته شود / چو بندگان بگریزند و چاكران بجهند

G.201/7  غلام همت دردی كشان یك رنگم / نه آن گروه كه ازرق لباس و دل سیهند

G.201/8  قدم منه به خرابات جز به شرط ادب / كه سالكان درش محرمان پادشهند

G.201/9  جناب عشق بلند است همتی حافظ / كه عاشقان ره بی‌همتان به خود ندهند


CXXV

Halis ve berrak şarapla güzel saki, yolun öyle iki tuzağı ki; cihandaki akıllı, fikirli adamların hiçbirisi bunların kemendinden kurtulamaz.

Ben gerçi âşıkım, rindim, sarhoşum, günahkârım... fakat binlerce şükrolsun, Allah için şehirdeki dostlar günahsız ya!

Meyhaneye edebe riayet etmeden ayak basma. Çünkü meyhane kapısının salikleri, padişah mahremleridir.

Cefa etmek, dervişlik ve saliklik işi değil. Şarap sun, bu yolcular, yol ehli değiller!

Aşk yoksullarını hor görme. Bu kavim, kemersiz padişah, taçsız husrevlerdir!

Aklını başına al. İstiğna rüzgârı esti mi, binlerce ibadet harmanını yarım arpaya bile almazlar!

* Kullar kaçar, köleler başından çekilirlerse; güzellik saltanatı çöker, bozulur.

* Tortulu şarap içen ve bir renkte olan erlerin himmetine kulum... yeşil giyinen, fakat kalpleri kara olan taifenin değil!

Aşk eşiği yücedir. Hafız bir himmet et. Âşıklar himmetsiz kişileri huzurlarına kabul etmezler.


Şerab-ı bi gaş-u saki-i hoş du dam-ı rehend 

Ki ziyrekan-ı cihan ez kemend-i şan nerehend

Gazel 200 - دانی که چنگ و عود چه تقرير می‌کنند

 G.200/1  دانی كه چنگ و عود چه تقریر می‌كنند / پنهان خورید باده كه تعزیر می‌كنند

G.200/2  ناموس عشق و رونق عشاق می‌برند / عیب جوان و سرزنش پیر می‌كنند

G.200/3  جز قلب تیره هیچ نشد حاصل و هنوز / باطل در این خیال كه اكسیر می‌كنند

G.200/4  گویند رمز عشق مگویید و مشنوید / مشكل حكایتیست كه تقریر می‌كنند

G.200/5  ما از برون در شده مغرور صد فریب / تا خود درون پرده چه تدبیر می‌كنند

G.200/6  تشویش وقت پیر مغان می‌دهند باز / این سالكان نگر كه چه با پیر می‌كنند

G.200/7  صد ملك دل به نیم نظر می‌توان خرید / خوبان در این معامله تقصیر می‌كنند

G.200/8  قومی به جد و جهد نهادند وصل دوست / قومی دگر حواله به تقدیر می‌كنند

G.200/9  فی الجمله اعتماد مكن بر ثبات دهر / كاین كارخانه‌ایست كه تغییر می‌كنند

G.200/10  می خور كه شیخ و حافظ و مفتی و محتسب / چون نیك بنگری همه تزویر می‌كنند


CXII

Bilir misin, çeng ve ut ne anlatmakta? Şarabı gizli için, çünkü apaçık içene gâvur diyorlar.

Aşk remzini söyleyin, duymayın derler, ama anlattıkları hikâye, ne müşkül bir hikâye! 

Aşkın namusunu berbat etmekteler, âşıkların da şerefini gideriyorlar. Gençleri ayıplıyorlar, yaşlıları kınıyorlar!

* Kimyagerler, hâlâ olmayacak hayale kapılmakta, iksir elde etmeye çalışmaktalar... halbuki şimdiye kadar kara kalpten başka bir şey elde edemediler gitti!

Biz, kapı ardında yüz türlü şeylerle aldanıp duruyoruz, ama kim bilir perdenin ardında ne tedbirde bulunuyorlar?

Yine pir-i muganın huzurunu bozmaktalar. Bak şu saliklere, ona neler ediyorlar?

Yüzlerce yüzsuyunu yarım bir bakışla almaya imkân var. Fakat güzeller bu alışverişte ihmal gösteriyorlar.

Bir bölük halk, sevgilinin vuslatına çalışıp çabalayarak erişmek ümidinde... bir bölük halk da işi takdire havale etmekte.

* Sözün hulasası şu: Zamanın bekasına aldanma. Bu iş yurdu öyle bir yerdir ki, halden hale girer, değişir durur.

** Evden putu çıkar da sevgilinin konağı olsun. Halbuki evlerini sevgiliye yurt etmek hevesine düşenler, gönülleriyle canlarını başkasının yurdu yapıyorlar, sevgilinin gelmesine imkân mı var?

Şarap içmeye bak. İyi bakarsan şeyh de riyakâr, Hafız da, müftü de, muhtesib de!


Dani ki çeng-u 'ud çi takrir mikunend 

Pinhan horid bade ki tekfir mikunend